Content feed Comments Feed


Hamid Karzai, siyasi hayatı için savaşıyor. Sıkça “Kabil belediye başkanı” olarak hesaba katılıyor, ama o sessizce gitmek niyetinde değil çünkü Pentagon onu krizi atlatmak için ülkedeki ABD birliklerinin sayısının 20 ya da 30 bin kişi arttırılması planlarının önünde artan biçimde engel olarak görüyor.

Karzai’nin zayıf yönleri iyi biliniyor. Kendi partisi yok ve ABD’ye bağlı. Küçük kardeşinin, uyuşturucu işlerinde önde gelen kişilerden olduğuna inanılıyor. Başkanlığının ilk yıllarında ABD, Afgan savaş lordlarını, halkın bu savaş lordlarına olan düşmanlığını önemsemeyerek müttefikleri olarak yetiştirmişti ve bu durum Taliban’ın 90’lı yıllardaki yükselişinin nedenlerinden olmuştu. Hiç kuşkusuz ki Karzai başarısız, ama başka biri daha iyisini yapabilir mi?

Onu yenisiyle değiştirmeye taşıyan veya bu yılın sonlarında yapılacak seçimlerde başkan olarak kalamayacağı konusunda emin olmasına neden olan şeye yanıt olarak Karzai milliyetçi kimliğini parlatıyor. Afgan Parlamentosu’nun açılış oturumunda Karzai, savaştaki hareketlerinden, hava saldırılarındaki Afgan kayıplarını önemsememelerinden, hükümeti devre dışı bırakmamalarından, savaş lordlarıyla bağlantılarından ve uyuşturucu trafiğine tolerans göstermelerinden dolayı ABD öncülüğündeki koalisyonu eleştirdi. Tüm bunlar, Afganlıların çoğu tarafından ABD kuklası olarak görülen biri için garip davranışlar.

Sonuçta, Karzai “artışın” eleştiricisi ve iyi gerekçeleri var. Bu, muhtemelen Afganistan’da çatışmaların şiddetlenmesine neden olacak. ABD önderliğindeki koalisyon daha çok alanı kontrol altında tutabilir, fakat daha fazla askeri gücün varlığı aynı zamanda Afgan milliyetçilerinin tepkisine de neden olacak. Seçimler için öne sürülecek yeni ABD destekli aday açıkçası Kabil’deki hükümeti yabancı piyonu olarak daha ileri düzeyde itibarsızlaştırabilir.

Karzai, müttefik operasyonları üzerinde daha çok kontrol talep ediyor. Pentagon’un birliklerin sayısının arttırılmasına yönelik gayreti, Irak’taki savaşın seyrinin bu sayede değiştiğine dair yanlış inanca dayanıyor olabilir. Gerçekte Irak’taki Suni ayaklanmasını sona erdiren şey ekstra ABD birlikleri değil, Sünni kesimin çoğunluktaki Şiiler tarafından etnik temizliğe uğratılma korkusuna kapılmasıydı. Pakistan sınırı boyunca mevzilenmeye devam ettikçe Taliban’ın yenilebileceğini öngörmek zor. Aynı zamanda Pakistan ordusunun özellikle Hindistan ile tansiyonun yükseldiği bir zamanda bölgedeki birkaç varlığından biri olan Taliban’dan vazgeçmesi de olası değil. Karzai, giderek artan biçimde Delhi’ye yaklaşıyor ve ABD onun Pakistan hakkındaki açıklamalarından hoşlanmıyor.

Patrick Cockburn: Financial Times ve The Independent gazetelerinin Ortadoğu muhabiri olan İrlandalı gazeteci. Babası tanınmış sosyalist yazarlardan Claud Cockburn. “İşgal: Irak’ta Savaş ve Direniş”, “Küllerinin Üzerinden: Saddam Hüseyin’in Dirilişi” (kardeşi Andrew Cockburn ile birlikte), “Muktada: Muktada El-Sadr, Şii Dirilişi” ve “Irak için Uğraşmak” kitaplarının yazarı.

http://www.independent.co.uk/opinion/commentators/patrick-cockburn-bushs-puppet-in-kabul-will-not-go-quietly-1513408.html adresinde yer alan köşe yazısından çevrilmiştir.


Üç yaşındaki oğlum Sammy, Gazze’den taze fotoğrafları sıralarken davetsiz biçimde odama girdi. Filistinlileri yaşayan, nefes alan insanlar olarak insancıllaştıran özellikte bir fotoğraf arıyordum. Çektiğim fotoğrafların hepsi bugün Gazze’deki gerçeğe işaret ediyordu. Evler, okullar, sivil altyapı tanımlamanın ötesinde bombalandı. Slayt gösterimi sırasında, basit bir hastane masasında birbirlerine sarılmış biçimde teşhis edilmeyi ve gömülmeyi bekleyen genç bir çocukla kız kardeşinin fotoğrafına rastladığımda duraklattım. Suratları kömürmüş gibi kararmıştı ve cansız gözleri hâlâ beyaz fosfor bombasıyla yavaş yavaş yanarken yaşadıkları korkuyla açıktı.

Derken Sammy kayıp oyuncağını etrafta dedektif edasıyla arayarak odama girdi. “Baba bu ne?” diye sordu. Ben bu korkunç görüntüyü geçmek için telaşla tıklarken, kendimi daha az şok edici olmayan başka bir fotoğrafı gösterirken buldum. Üzüntülü bir şekilde monitörü kapattım, daha sonra kafası karışmış biçimde duran oğluma döndüm. Az önce gördüğü şeyi anlamaya çalışırken gözleri merakla parlıyordu. Küçük bedenleri tanınamayacak biçimde yanan bu çocuklar hakkında bir şeyler bilmek ihtiyacındaydı.

“Anneleri ve babaları nerede? Neden her zaman duman rengiler?”

Ona Filistinli olduklarını, “birazcık” yaralandıklarını ve anne-babalarının az sonra döneceğini anlattım. Gerçek şuydu ki, bu çocuklar ve Gazze’de onlar gibi binlercesi acıların en derinini yaşamıştı, belki de ömrümüz boyunca hiç anlamayabileceğimiz bir acıyı.

Gazze’den henüz dönmüş olan Norveçli doktor Mads Gilbert Oslo’daki muhabirlere, “Gazze’nin şu anda yeni silahlar için bir deneme laboratuarı olarak kullanıldığını düşünüyorum” demişti ve eklemişti: “Bunlar, aşırı bir güçle patlayan ve gücünü 5 ila 10 metre arasındaki bir alana yayan yeni nesil çok güçlü küçük patlayıcılar. Doğrudan bombadan etkilenen ölüler görmedik çünkü genellikle parçalara ayrılıyorlar ve sağ kalmıyorlar, ama bir takım çok vahşi uzuv kopmaları gördük.”

Durağan Sıkıştırılmış Metal Patlayıcılar (DIME) olarak bilinen berbat silahlar, “patlayıcıların deneysel bir çeşidi” ama İsrail’in Gazze’de, dünyada nüfusun en yoğun olduğu bölgede kullandığı silahlardan sadece biri. İsrail muhtemelen bu silahı ya da beyaz fosforun sivil bölgelerde kullanımını denemek için Gazze’den daha iyi bir alan bulamazdı.

Şeridin talihsiz sakinleri reddediyordu. Basının gücü, politik baskı, gözdağı ve manipülasyon ülkelerinden geriye kalan küçücük yerde hayatları için mücadele eden hapsedilmiş ulusu şeytan gibi gösteriyordu.

İsrail’in, yabancı gazetecilerin küçücük yerleşim bölgesine girmesine izin vermemesi ve Gazze’de geriye kalan uluslararası yapıyı da bombalaması hiç şaşırtmadı. Gazze’de işlenen savaş suçlarının şahidi olmadığı sürece, İsrail her zamanki gibi mağdur olduğu uydurma bir hikayeyi dünyaya satabileceğinden emin.

The Jerusalem Post 15 Ocak’ta İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin sözlerini şu şekilde aktardı:

“Livni, İsrail için zor zamanlar olduğunu ama hükümetin İsrailli yurttaşları korumak için harekete geçmek zorunda bırakıldığını söyledi.”

“Livni, Gazze’nin terörist bir idare tarafından yönetildiğini ve İsrail’in terörle savaşıyla eşzamanlı olarak ılımlı kaynaklarla diyalogu sürdürmesi gerektiğini belirtti.”

Aynı tuhaf mesaj İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından da 17 Ocak’ta tek taraflı ateşkesi açıklarken ifade edildi.

“Terörist yönetim”in demokratik biçimde seçildiğine ve İsrail ile 6 aylık bir ateşkes antlaşmasıyla onurlandırıldığına aldırma, karşılıklı olarak hiçbir şeyi kabul etmediler.

Livni, ABD medyasının hayal ettiği kadar anlama kabiliyeti yüksek ve kurnaz değil. Açık sözlü Ehud Barak ve sert mizaçlı Mark Regev bilge insanları ikna edemediler. Mantıkları tuhaf ve akıl sınavına dayanamayacaktı.

Ama birinin yurttaşlarını korumasının uluslararası ve insani yasaları ihlal etmeyi, sağlık çalışanlarını hedef almayı, çocuklara keskin nişancı ateşi açmayı ve içinde tamamen ailelerin saklandığı evleri tahrip etmeyi gerektirmediğini iyi bilen gazetecilerle zorlukla mücadele ettikleri yerde medyaya serbest erişimleri vardı. Sınırlarınızı güvence altına almak komşularınızı hapsetmeyi, açlıktan öldürmeyi ve evleri tüten moloz yığınlarına dönüştürmeyi gerektirmez.

Olmert, Hamas’ın “arzularını kırmak” istiyor, ama bu arzular Hamas hükümeti Filistin halkı tarafından seçildiğinden ve desteklendiğinden beri Filistinlilerin arzuları.

60 yıllık acı ve hayatta kalma Olmert’i Filistinlilerin umutlarının kırılamayacağına ikna etmeye yetmiyor mu? Kaç enkazın tütmesi ve vücudun sakatlanması başbakanı özgürlükleri için savaşan Filistinlilerin ya özgür olacaklarına ya da öleceklerine ikna etmek için yeterli olacak?

İsrail’de yükselen bir yıldız olan aşırı sağcı politikacı Avigdor Lieberman, henüz ikna olmuş değil. 1048 yılında yok edilmiş Filistin kentlerinin ve köylerinin yıkıntıları üzerine kurulan ülkesini “güvenli” kılmak için daha çok şeyin yapılabileceğine inanıyor. Bir planı var.

Ultra-milliyetçi muhalefet partisi Yisrael Beitenu’nun başkanı “Hamas’la, ABD’nin II. Dünya Savaşı’nda Japonya’yla yaptığı gibi savaşmaya devam etmeliyiz” diyor. Hassas bir tarih okuyucusu, Lieberman sadece 1945 yılında Hirşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarını aklına getiriyor olabilir. Ancak Lieberman’ın dikkatlice atladığı yıllar boyunca başka birçok şey oldu. Buna soykırımı adı veriliyordu, birçok kişinin artan biçimde Gazze Şeridi’ndeki İsrail katliamını tanımlamak için kullandığı bir terim.

Geleneksel İsrailli aklının hâlâ “Araplar sadece şiddetin dilinden anlarlar” prensibi garip. Bu doğru olsaydı, 1948’deki ilk katliamın ardından haklarını kabul etmiş olacaklardı. Fakat yeni ve eski katliamlarla dolu olan sonraki 60 yıl boyunca direnmeye devam ettiler.

“Ya özgürlük ya ölüm” popüler bir Filistinli sözüdür. Bunlar kelimelerden ibaret değil, Filistinlilerin yaşam ve ölümlerinin kuralıdır. Gazze bunun ispatıdır ve İsrailli liderler bunu derhal anlamalı.

Oğlum ısrar ediyor: “Neden Filistinliler her zaman duman rengi baba?”

“Büyüdüğünde anlayacaksın.”

Ramzy Baroud: PalestineChronicle.com yazar ve editörü, dünyadaki çeşitli gazetelerde çalışmaları yayımlanıyor. Son kitabı “İkinci Filistin İntifadası: Halkın mücadelesinin tarihi”

http://www.palestinechronicle.com/ adresinde yayımlanan yazıdan çevrilmiştir.


Bolivya’da Pazar günü yapılacak yeni anayasa öncesinde sokak gösterileri devam ediyor. Salı günü Venezüella’nın, La Paz şehrine 300 ton asfalt bağışlama töreninde “Sağcılar geçemeyecek-Evo’ya evet” sloganları atılırken, Devlet başkanı Evo Morales de törende bir konuşma yaptı. Konuşması sırasında bira yorgun görünen Morales, insanları yeni anayasayı oylamaya teşvik eden gruplara teşekkür ederek, “Erkek ve kız kardeşlerim, size güveniyoruz, Bolivya halkına güveniyoruz, bu nedenle Bolivya’yı tüm Bolivyalılar için demokratik biçimde dönüştürebiliriz” dedi. Konuşmasında gazın kamulaştırılmasından ve rüşvete karşı mücadelelerinden bahseden Morales, “Ancak bu değişiklikleri anayasallaştırmaya ihtiyacımız var” şeklinde konuştu. Morales, yeni anayasa ile eğitim ve sağlığın olacağı gibi su, kanalizasyon, gaz, elektrik gibi temel hizmetlerin de insan hakkı olacağına dikkat çekti. Ayrıca yakın tarihteki ülkedeki ABD müdahaleciliğini de ayıplayan Morales, yeni anayasanın ülkede ABD üsleri kurulmasını yasaklayacağını belirtti.

Bolivya toplumsal hareketi on yıllardır anayasanın yeniden yazılması için bir kurucu meclisin örgütlenmesini talep ediyor. Benjamin Kohl ve Linda Farthing’in “Bolivya’da Çıkmaz” isimli kitabına göre, 1826-2004 yılları arasında ülkede 16 anayasa ve 6 reform yapıldı. Simon Bolivar’ın 1826’da kendi kendine yazdığı ilk anayasa dünyanın en özgürlükçü anayasası olmaya söz veriyordu. Ancak Bolivya tarihi boyunca sorun olacak şekilde, onun emirleri yürürlükten kaldırılmadıkça anayasaların en özgürlükçüsü bile etkisiz oldu.

Yerlilerin büyük kısmı kendilerine tanıyacağı haklar nedeniyle yeni anayasayı destekliyor. Prensa Latina’ya konuşan üniversite öğrencisi Leidy Castro, “Biz, ilk kez ne kadar paraya sahip olduklarına bakmaksızın tüm Bolivyalıları kapsayan anayasanın tarafından olacağız. Üstelik yeni anayasa uzun zamandır yok sayılan bölgeleri de gözetiyor” dedi.

Destek gösterilerine paralel olarak sağcılar da yeni anayasaya karşı etkinlikleri sürüyor. Bu karşıt gruplar karşılaştıklarında birbirlerine yönelik sert meydan okumalar sergiliyorlar. 21 Ocak Çarşamba günü öğle vakti de sağcı Devrimci Milliyetçi Hareket (MNR) taraftarları ellerinde partinin pembe bayraklarıyla La Paz merkezindeki Prado Caddesi’nde bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Sırada aynı yerde toplanan anayasa destekçilerinden oluşan kalabalıktan elinde mikrofon olan biri de sağcılara yönelik olarak, “Siz hainlerin gerçek bir planı yok. Bizim ise yeni anayasamız ile gerçek bir planımız var” benzeri yorumlar yaptı. Tansiyonun yükselmesiyle birlikte iki grup birbirine ellerindeki büyük kitapları ve kitapçıkları atmaya başladı. Kısa süreli sözlü atışma ve küçük itişmelerden sonra MNR taraftarları sokaktan çıktı.

Medya ve Değişim

Yeni anayasanın yazılma ve onaylanma sürecinde birçok sokak çatışması yaşandı. Ancak başka bir çatışma da ülke medyasında sürmekte. Ülkedeki başlıca gazeteler yeni anayasa ve MAS konusunda oybirliği etmişçesine eleştirel iken, her ikisi hakkında da yanlış bilgiler yayıyorlar. Örneğin yakın zamanda El Dario gazetesi “Bolivya, halk mahkemeleri ile barbarlığa geri dönecek” manşetini attı. (Halk mahkemeleri, ülke genelindeki birçok yerli grubu tarafından uygulanıyor ve yeni anayasada resmen tanınıyor.) Sağcı politikacılar ve sivil liderler tarafından oluşturulan birçok gazete ve köşe yazısında, düzenli olarak doğru haberler görmezden geliniyor, yeni anayasanın içeriğine dair sınırsız yalanlarla dolu manşetler atılıyor. Arkasındaki römork ile yerel pazarlara mobilya ve mal taşımak için çalışan La Pazlı taksi sürücüsü Edwin, Bolivya basınının çoğunun Morales’e ve yeni anayasaya karşı olduğunu kabul etmiş: “Ama onların ne söylediğini kim takar. Gazeteciler birkaç tane, ama biz, Bolivyalılar çoğuz” diyor. Medyanın hükümete yönelik saldırıları karşısında Morales bugün (22 Ocak’ta) “Cambio” (Değişim) isimli yeni devlet gazetesinin çıkacağını açıkladı. Morales yaptığı bir açıklamada, “Biz kendimizi örgütlüyoruz, biz kendimizi medya ile gerçekleri Bolivyalılara yayımlamaya hazırlıyoruz. Yayımlanacak yeni gazete kimseyi aşağılamayacak ama bizi bilgilendirecek ve eğitecek” diye konuştu.

Soldan yeni anayasaya yönelik çok sayıda geçerli eleştiri var. Mevcut büyük toprak hisselerinin parçalanmasına izin vermeyeceği, kürtajı yasallaştırmayacağı, neoliberalizmle mücadele konusunda yeterince ileri gitmeyeceği, değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda muğlak bir dile sahip olduğu gibi eleştiriler bunların arasında. Ancak bu Pazar yapılacak oylamada yen anayasa lehinde oy kullanacakların büyük çoğunluğu bunu özellikle yeni anayasa için veya MAS hükümeti için yapmayacak, sağcılara, ırkçılığa, açlığa ve son yıllarda kötüleştirilen haklara karşı yapacak.

Nasıl olursa olsun, anayasanın kabulü Morales hükümeti için yeni bir evreyi açacak.

http://towardfreedom.com/home/content/view/1512/1/ adresinde yer alan ve Benjamin Dangl’ın izlenimlerinden oluşan yazıdan özetlenerek çevrilmiştir.


Peace and Freedom Party (ABD) 2004 Başkanlık Seçimleri Adayı Leonard Peltier hapishanede saldırıya uğradı. bir plis memurunu öldürdüğü gerekçesiyle 1977 yılından bu yana cezaevinde bulunan Kızılderili Leonard Peltier, yeni nakledildiği Canaan Federal Hapishanesi'nde mahklumlar tarafından düzenlenen saldırı sonucu birçok yerinden yaralandı. Peltier, daha önce de FBI tarafından cezaevindeki bir başka mahkum aracılığıyla öldürtülmek istenmişti. kardeşi Betty Peltier-Solano, Leonard Peltier'in yaşamından duyduğu kaygıyı yazdığı açık mektupla dile getirdi ve duyarlı kesimlerden destek istedi:

Çok öfkeliyim!

Kardeşim Leonard, Canaan Federal Hapishanesi’ne gelişinin ardından ağır şekilde dövüldü. Transferinin ardından topluluk içine girdiğinde, bazı tutuklukların saldırısına uğradı. Başına ve vücuduna çok sayıda darbe aldı ve kafasında büyük bir şişlik oluştu, muhtemelen sarsıntı geçirdi ve çok sayıda yarası var. Ayrıca parmaklarından biri şişti ve rengi soldu, boynunda ve göğsünde yaralar var. Yaralarının bulunduğu her yer kan içinde. Hapishane yetkililerinin FBI’ın planladığı bu saldırıyı kışkırttığını hissediyoruz ve bu nedenle güvenliğinden ileri düzeyde endişeliyiz. Leonard’ın tanımadığı saldırganlara bu iğrenç saldırıyı yapmaları için ceza indirimi önerildiğini düşünüyoruz. Leonard şartlı tahliyeye hazır olduğu için yapılan saldırı örnek bir mahkumun itibarını zedelemeye yönelik bir komplo olabilir.

Ona hücre hapsi verildi ve genellikle saldırganların ismini vermeyeceğinizde yapılan biçimde sadece bir öğün yemek verildi; aklıma gelmişken, ona bir öğün yemek verilmesi diyabeti nedeniyle sağlığını ciddi biçimde tehlikeye sokuyor. Cezaevi yetkilileri aileye herhangi bir bilgi vermeyi reddediyor, ama ailesi güvenliğini korumak için destekçilerinden haber almak istiyorlar, Başkan Obama’dan da. Avukatları, Obama’ya telefonla ulaşmaya çalışıyorlar.

FBI’ın son mektubunun ardından gelen Leonard Peltier’e yönelik bu saldırı, FBI destekçileri tarafından kışkırtılarak yapılan Peltier’in örnek bir mahkum olarak itibarını sarsma denemesidir. Cezaevi sisteminin içinde bulunmuş olanlar bilir ki size saldıranların isimlerini vermeyi veya onlara karşı suçlamalar sıralamayı reddederseniz mağdur olma konumunuzu kaybedersiniz ve/veya olası şartlı tahliyenize karşı kozlar verirsiniz ve fail olarak etiketlenirsiniz.

Devletin Kızılderili’yi Kızılderili’ye karşı kullanması hiç sıradışı değil, hatta oldukça sıradan, hâlâ “Bir Kızılderili’yi yakalamak için başka bir Kızılderili gerekir” şeklindeki atasözü doğrultusunda çalışıyorlar. 1978 yılında onunla birlikte Marion Cezaevi’nde kalan başka bir Kızılderili mahkum aracılığıyla Leonard’a suikast girişiminde bulunmuşlardı. Ama Standing Deer (Ayakta Geyik) hayatını alması karşılığında kendisine tanınan özgürlük şansına rağmen gizli planı açığa çıkarmayı tercih etti. Standing Deer 2001 yılında serbest kalmasının ardından eski “Leonard Peltier Savunma Komitesi”ne yönetim kurulu üyesi olarak katıldı. Aynı zamanda, 6 yıl önce bugün öldürülmesine kadar Leonard adına konuştu. Öldürülmesinden önce, Standing Deer yakın arkadaşlarına bir sır vermiş ve Leonard’ı öldürmesi için Marion Cezaevi’ne kendisini ziyaret eden kişinin Houston’a ad geldiğini ve Leonard’dan uzak durursa ve onunla ilgili bir şeyler yapmazsa iyi olacağını söylediğini paylaşmıştı.

Bugünlerde şunun farkındayız ki, FBI Leonard Peltier’in tutukluluğunun sürmesini desteklemek için etkin biçimde çabalıyor ve aynı zamanda yerli halktan destek arıyor. Lütfen uyanık olun ve dualarınız Leonard ile olsun. Belli ki FBI gücümüzden korkuyor. FBI, şartlı tahliye duruşmasından hemen önce sicilini lekelemek için tuzak kuracaksa, özgürlüğü gerçeğe dönüştüğünde ona ne yapacaklar? Biz, ona tekrar bir şey olmayacağı konusunda emin olmalıyız.

Lütfen Başkan’a yazın, öncelikle ismine mektup olarak gönderin. Obama’nın resmi sitesi change.gov’a ya da Obama’ya e-mail atın. Kongredeki temsilcilerinize çağrı yapın ya da mektup yazın, e-mail değil. Leonard’ın yaraları için gerekli tıbbi bakımı almasının garanti altına alınacağına dair sözü almak için elinizden geleni yapın.

Sizden, Leonard’ın destekçilerinden ve doğruluğun avukatlarından destek istiyorum. Başka ne yapabileceğimi bilmiyorum. Lütfen yardım edin!

Teşekkürler

Betty Peltier-Solano


http://www.independentpoliticalreport.com/2009/01/2004-peace-and-freedom-party-presidential-candidate-leonard-peltier-assaulted-in-prison/ adresinde yayımlanan mektubun çevirisidir.

Gabriel Kolko: Gazze’yi anlamak

21 Ocak 2009 Çarşamba


Tarih, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı savaşını nasıl anlatacak? Bu defa kurbanların torunları tarafından yapılan başka bir soykırım mı? Hırslı İsrailli politikacılar tarafından 10 Şubat’ta gerçekleşecek seçimlerde oyları kazanmak için yapılmış bir seçim hilesi mi? Yeni Amerikan silahları için bir deneme alanı mı? Ya da Obama yönetimini İran karşıtı bir duruşa mahkum etme girişimi mi? 2006’da Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaşındaki feci yenilgi sonrası askeri ‘güvenilirliğini’ kurma denemesi mi? Muhtemelen bunların hepsi… Ve fazlası.

Fakat bir şey kesin. İsrail, kendi iddia ettiği her kaybına karşılık en az 100 Filistinliyi öldürdü, dünyanın büyük bölümünde dehşet yaratan uçsuz bucaksız orantısızlık, sayısız insanı seferber eden yeni bir neden yarattı –belki de Vietnam Savaşı karşıtı hareket kadar güçlü-. Kendi kendini dışlanmış bir ulus yaptı –ABD ve birkaç ülke haricinde-. Hepsinden öte, bütün Müslüman dünyasını ateşledi.

Yaklaşık 30 yıl süreyle CIA’de üst düzey görevlerde bulunmuş bir ‘şahin’ olan ve bugün Başkan Obama’nın birçok danışmanından biri olarak Bruce Riedel şöyle yazdı: “İsrail-Filistin çatışması, El Kaide için başlıca tükenme konusu” ve “Müslümanlar, tüm durumlarda düşünmeyi ve eylemi aşılayan ve ümmeti, El Kaide’nin amacının doğruluğuna ikna etmek için kullanılan bir toplu ağlama haline gelen İsrail’in kurulmasının haksızlığı konusunda derin duygular hissediyorlar.” Bu, Gazze’den önceydi. Dünyanın büyük kısmı şimdi İsrail’den nefret ediyor ancak bundan ziyade İsrail vahşetinin sonuçlarıyla birlikte gelecek olanlar yıllarca canlı kalacak. Müslüman radikaller şimdi daha güçlü hale gelecek.

Savaş suçlarının sorumlulukları şimdi haklı olarak birçoğu 60 yıldan fazla zaman önce Nazilerin ellerinde acı çeken ailelerden gelen ve şimdi dünya genelinde 1945 sonrası yaşanan çok daha büyük ölümlerin hiçbir önemi yokmuş gibi Nazi soykırımının tek trajedi olduğunu iddia eden İsraillilere yöneltiliyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları grupları İsrail’in, muazzam ateş gücüyle, birçoğu yasadışı olan fosfor bombalarıyla öldürülen 1300’den fazla Gazzeliye karşı dürüst olmasını talep ediyor. İsrail, üst düzey yetkililerini savaş suçundan sorumlu tutulmaları karşısında kendilerini savunmaya hazır olmaları konusunda çoktan hazırlamış durumda ve İsrail Adalet Bakanı Menahem Mazuz birkaç hafta önce hükümeti “uluslararası dava dalgası” beklentisi konusunda uyardı.

İsrail şimdi bölgedeki jeopolitik sonuçlarla yaşamak zorunda kalacak. İsrail, komşuluk yaptığı Arap devletleriyle ve diğer Müslüman ülkelerle ilişkilerini belki de onarılamaz biçimde tehlikeye sokmuş durumda. Katar ve Moritanya halihazırda İsrail ile diplomatik ilişkilerini askıya aldı. Bu ülkelerin yönetici sınıfları İsrail’i cezalandırmayı daha az istiyor fakat Arap kitleleri bunu talep ediyor ve yöneticiler olarak durumlarını tehlikeye atıyor.

Daha da önemlisi, İsrail’i on yıllardır sadakatle desteklemesine, ona en modern silahları yağdırmasına ve diplomatik koruma vermesine rağmen ABD şu anda ekonomik krizde ve Arapların parasına (petrol ithalatından bahsetmiyorum) daha önce olmadığı kadar ihtiyacı var. Bu çok önemli müttefikliğin sağlamlığı şimdi test edilecekti.

Başlangıcından beri, maçoluk tutkusu –kendini savunma olarak adlandırılan- çoğunlukla Siyonizm olarak nitelendirildi ve A. D. Gordon gibi idealistler olmasına rağmen ana görüş gitgide kendilerini kuşatmış Araplara şiddetli tepkiye zorluyor. Askeri övgü artıyor, bundan dolayı İsrail bugün en modern askeri ve nükleer silahlarla donanmış ve kaçınılmaz şekilde meydan okunacak bölgesel bir Sparta devleti.

İsrail’in öde gelen savaş karşıtı aktivistlerinden olan Uri Avnery, geçenlerde şöyle yazdı: “…etrafımızdaki yüz milyonlarca Arap… Hamas savaşçılarını Arap ulusunun kahramanları olarak görecekler. Ama aynı zamanda kendi rejimlerini de tüm çıplaklığıyla görecekler: dalkavuk, aşağılık, rüşvetçi ve hain… Bu savaşın tamamen çılgınlık olduğu önümüzdeki yıllarda açık hale gelecek.”

Bir başka trajedinin arasında daha yaşıyoruz ve trajediler yüzyıllar boyunca dünya tarihinin esası olmuştur. Şimdi cellatlar, eski kurbanlar ve onların torunları.

http://counterpunch.org/ adresinde yayımlanan makaleden çevrilmiştir.

Gabriel Kolko: Önde gelen modern savaş tarihçisi. “Savaş Yüzyılı: 1914’den Bu Yana Entrikalar, Çatışmalar ve Toplum”, “Başka Bir Savaş Yüzyılı mı?”, “Savaş Çağı: ABD Dünyaya Karşı”, “Bir Savaşın Anatomisi: Vietnam, ABD ve Modern Tarihsel Tecrübe” kitaplarının yazarı. Son kitabı ise “Sosyalizmden Sonra”.




Genç çocukları hedef alan bir asker toplama merkezi olan 14 bin 500 feet-kare büyüklüğündeki Ordu Tecrübe Merkezi ilk dört aylık faaliyetlerinde 37 kişiyi askere aldığını bildirdi.

Philadelphia, Pa., Franklin Mills Mall’daki tesis, türünün ülkedeki tek örneği. Buraya, askere alınan genç çocuk sayısını arttırması için ordu tarafından 12 milyon dolarlık yatırım yapılmış. Merkez bir Humvee, bir Black Hawk helikopter, bir Apache helikoptere ek olarak çocukların savaş oyunları oynayarak ‘düşmanı’ öldürmeyi öğrenecekleri 60 adet bilgisayar, 18 Xbox konsolu içeriyor.

Merkezin yeni çalışanı Brett Verbich, merkezdeki çocukların hepsinin 13, 14 ya da 15 yaşında olduğunu belirterek, “Onlar buna daha açık hale geliyorlar, biliyorsunuz, 14 yaşındayken sıradan bir asker toplama merkezine orduya katılmak amacıyla girmeyecekler” diye konuşuyor.

Ancak merkez Pentagon’un oyunları çocukları orduya çekmek için kullandığı tek yem değil. Yeni bir bilgisayar oyunu, “America’s Army”, fuarlarda, eğlence parklarında, hava gösterilerinde ve liselerde gösteriliyor. “America’s Army” ‘ordunun asker alımını destekleme amacıyla stratejik iletişimini desteklemek için bir oyun yapmak’ amacı doğrultusunda oluşturuldu. Ordu, 2004 yılında oyunu konsol formatına uyumlu hale getirmesi için özel şirketlere teslim etmeden önce Modelleme, Sanal Ortam ve Simülasyon Enstitüsü’nde geliştirmek için 6 milyon dolar harcadı.

Video oyunları sanayisi ile Pentagon arasındaki işbirliği savaşı çekici hale getiriyor ve ABD ordusunu ‘iyi çocuklar’ olarak tasvir ediyor. Oyuncular, ezilen halkların ırkçı biçimlemelerine karşı ‘özgürlük ve demokrasi’ için savaşıyor. Emperyalist savaşın politik, ekonomik ve jeostratejik sebepleri bu hayali dünyalarda bulunmuyor.

Video oyunu yapımcıları ile ABD ordusu arasındaki milyonlarca dolarlık ortaklıklar, 1990’ların sonlarından beri yükselişte. “Tom Clancy’s Rainbow Six: Rogue Spear” gibi oyunlar, askeri personeli şehir içinde küçük birimli operasyonları nasıl yönetecekleri konusunda eğitecek oyuncuların hizmetinde. Xbox’taki “Full Spectrum Warrior” ise oyunculara, Tazistan diye “teröristler ve köktenciler için sığınılacak liman olan” uydurma bir ülkede hafif silahlı bir ekibin lideri olarak operasyonları yönetme imkânı veriyor.

Ordu, Irak ve Afganistan’daki işgal gücünü muhafaza etmek için asker toplama kontenjanlarını tamamlama mücadelesi veriyor. Genç ve kolaylıkla etkilenebilen çocuklar, eratların yerini dolduracak gözden çıkarılabilir bedenler olarak verimli bir kaynak sağlıyor. Video oyunları, savaşın dehşetini etkili biçimde heyecan ve aksiyona dönüştürüyor ve ABD güçleri daima ‘iyi çocuklar’ oluyor.

Çocuklar, emperyalist savaşlarda ölmeye giden askerler değildir. Gençleri orduya ayartmak için harcanan devasa paralar, para sıkıntısı içindeki okullara kaynak sağlamak için kullanılmalı. İş ve öğrenim için para, savaş ve işgal için değil!

http://www.inteldaily.com/news/178/ARTICLE/9337/2009-01-20.html adresinde yer alan yazıdan çevrilmiştir.

Enrique Vasquez: Party for Socialism and Liberation (ABD) yöneticilerinden

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler

Günlük Arşivi