Content feed Comments Feed

Neil Faulkner, yazı dizisinin bu bölümünde, “tarihin gördüğü en ileri siyasi düzen” olarak tanımladığı Yunan demokrasisini irdeliyor.


Demir tekniği, insan emeğinin üretkenliğinde ve toplumsal artıkta devasa artışları mümkün kılmıştı. Bu yeni servete, merkezileşmiş yönetici sınıf tarafından el konulması, onların Pers, Hint ve Çin İmparatorluğu’nu oluşturmalarına olanak tanıdı.

Ancak demir tekniği, bir alternatif sağladı. Çünkü hammadde bol, üretim süreci basitti, demir aletler ve silahlar herkes için erişilebilirdi. Bronz, bir soylu kesimini güçlendirmişken, demir, kitleleri güçlendirme potansiyeline sahipti.

Bu olsun ya da olmasın, kitleler sınıf mücadelesinin akıbetine bel bağlamıştı. Dünyanın küçük bir köşesinde kitleler galip geldi. Toprak sahibi soylular aşağıdan bir devrimle alaşağı edildi, katılımcı demokrasinin radikal bir tecrübesi başladı ve insanlık tarihindeki en büyük kültürel başarılardan birinin koşulları geldi.

Demokratik devrimin merkez üssü Atina şehir devletiydi. Milattan önce 510-506 yılları arasında, şehrin içindeki devrimci sınıf mücadeleleri diktatörlükten demokrasiye geçişi beraberinde getirdi. Hareket, üç belirgin aşamadan geçmişti.

İlk olarak 30 yıllık diktatörlük devrildi ve yerine geçici aristokrat hükümeti getirildi. İkinci aşamada, muhafazakâr aristokratların reformun önünü kesme girişimleri bir halk ayaklanmasını ateşledi ve bir demokratlar hükümeti kuruldu. Üçüncü aşamada, aristokratik karşı devrimin desteğiyle gerçekleşen bir Sparta askeri işgali yeni bir halk ayaklanması ile yenilgiye uğratıldı.

Atina demokrasisi hemen hemen iki yüzyıl sürecekti. Bu, Grek dünyasında başka şehir devletlerince de kopyalandı. Milattan önce 5. yüzyılın ortalarından itibaren Ege’deki neredeyse bütün şehir devletler birer demokrasiydi.

Atina demokrasisi, yurttaş kitlesinin en önemli kısmını oluşturan küçük çiftçileri güçlendirdi. Milattan önce 6. yüzyıl boyunca büyük toprak sahipleri, arazilerini borç karşılığı çalıştırma vasıtasıyla genişletmeye çalıştı. Bu mekanizma, antik dünyada sınıf mücadelesinin açıklama gerektirir şekilde merkezindedir.

Geleneksel toplumdaki küçük çiftçilerin, zor zamanlarda kullanmak için yastık altı birikimleri yoktur. Bazen hayatta kalmak, kötü hasadın üstesinden gelmek için zenginlerden borç almak zorunda kalırlar. Borç için tek güvenceleri toprakları ve emekleridir.

Büyük toprak sahiplerinin borç vermeleri konusunda başlıca özendiricileri daha fazla toprak elde etme beklentisidir. Borç geri ödenebilirse öyle olsun. Ancak ödeyemezlerse çok daha iyi. O durumda küçük tarlalar devralınabilir ve küçük çiftçiler, büyük toprak sahipleri için çalışmaya zorlanan köleler olarak borç esiri haline gelebilir.

Atinalı kitleler, borç ve borç karşılığı çalıştırma zincirini mücadele yoluyla kırdılar. Milattan önce 6. yüzyılın sonunda ellerindeki malları ve özgürlüklerini güvence altına almak için ortaya çıktılar. Atina toplumunun temel yapıtaşları büyük araziler değil, köylü “oikos”larıydı Bu Antik Yunan kelimesi, küçük çiftlik ya da atölye sahipliği temeline dayanan ataerkil ev anlamına gelir. (Oikos, Antik Yunan’da evde temel yaşam alanı olarak kullanılan odayı, evi veya –kamusal alana karşıt olarak- özel alanı tanımlar; ç.n.).

Küçük yurttaş çiftçiler, şehir devletleri milislerini oluşturdu. Muhtemelen toplam sayının üçte birini oluşturan zengin köylüler ağır piyade olarak savaştılar. Daha fakir köylüler hafif piyade ya da savaş gemilerinde kürekçi olarak savaştılar.

Şehir devletleri arasındaki savaş mahalliydi. Atina, milattan öne 5 ve 4. yüzyıllar boyunca dört yılın üçünde savaştaydı. Kara savaşındaki başarı, şehrin ağır piyade “falanj”larının (kalın mızraklılar bloku) boyutuna ve direncine bağlıydı. Denizdeki başarı, kadırga filosunun sayısına, hızına ve manevra kabiliyetine bağlıydı.

Toprak sahipliği ve milislik, Atina’nın küçük yurttaş çiftçilerini devrimci güce dönüştürdü. Milattan önce 510-506 arasındaki demokratik devrim bir yandan çiftçilerin, zanaatkârların, küçük tüccarların devrimiyken, bir yandan da yurttaş askerlerin ve yurttaş kürekçilerin devrimiydi.

Antik Atina demokrasisi bugünküne göre hem daha sınırlı, hem de daha derindi. Kadınların, yabancıların ve kölelerin siyasi hakları yoktu. Sadece yetişkin erkek yurttaşlar oy kullanabilirdi. Ancak bunların büyük çoğunluğu emekçi insanlardı. Ve kullandıkları güç gayet gerçekti.

Her yıl önde gelen on şehir yetkilisi (strategoi) seçimde aday olurdu. Asıl düşünen topluluk olan Dört Yüzler Meclisi (boule) kurayla seçilirdi. Tüm yurttaşların kitle açık hava toplantısı olan Halk Meclisi (ekklesia) devletin bağımsız karar alma topluluğuydu. Adalet, 2500 kadar sıradan yurttaştan oluşan jüri heyeti tarafından ifa edilirdi. Sürgün bozulma halinde bir tercihti; 6 bin olumsuz oy alan kişi on yıl boyunca şehirden sürülürdü.

Demokratik yapı, küçük mülkiyetin güvende olması demekti, sadece zengin olanlar vergi verirdi ve savaşa girme kararı savaşacak olanlar tarafından alınırdı. Antik Yunan demokrasisinin gerçekliğine dair şüphesi olanlar, onun aristokrat düşmanlarının zehir zemberek fikirlerini okumalılar.

Yunan dünyası, oligarklar ve demokratlar (her ikisi de Yunanca kelimelerdir) –‘az’ (oligoi) olanların hâkimiyetini onaylayanlar ve ‘yurttaş yığını’nın (demos) hâkimiyetini onaylayanlar- arasında keskin biçimde ayrılmıştı. Demokrasi düşmanlığı, Yunan felsefesi, tarihi ve sanatlarının büyük kısmına ilham vermiştir. Sokrates, Plato ve Aristo gibi sağ görüşlü entelektüeller, demokrasi karşıtı mücadelenin ideologlarıydı.

Çoğu antik toplumda, eğitim ve kültür küçücük bir azınlıkla sınırlanmıştı. Bu azınlık, servetini ve iktidarını korumakla meşguldü. Antik Atina’da siyasi iktidarı 30 bin erkek paylaşmıştı. Bu, eğitim ve kültür için devasa bir kitle tabanı yaratmıştı. Sonuç yaratıcılık patlamasıydı.

Partenon gibi büyük mimari eserler ve heykelcilik ve resim alanında insan vücudunun muhteşem natüralist temsilleri vardı. Tukidides’in tarihi, Sokrates’in felsefesi ve Aşil, Sofokles ve Euripides’in acıklı dramları mevcuttu. Özellikle, demokratik siyasetin teori ve pratiğinde başarı vardı. Atina’nın en büyük demokratik lideri Perikles kentin yönetimini şöyle tanımlıyor:

“Bizim yapımıza demokrasi deniyor, çünkü iktidar bir azınlığın değil, tüm insanların elinde… herkes kanun önünde eşit… önemli olan belli bir sınıfa üyelik değil, kişinin sahip olduğu mevcut beceri… Kimse, ona devlete hizmet için sahip olduğu sürece, yoksulluğundan dolayı politik belirsizlik içinde tutulamaz… Yetkili konuma yerleştirdiğimiz kişilere sadakatimizi sunuyoruz…”

Demokrasinin askeri edinimleri de aynı derecede etkileyiciydi. Muazzam Pers İmparatorluğu, Yunanistan’ı iki kez fethetmeye çalışmıştı. Atinalılar iki kez Yunan direnişine öncülük etmişlerdi; birincisi milattan önce 490’da Maraton’da karada, ikincisi milattan önce 480’de Salamis’te denizde. Sayıca daha az olsalar da, profesyonellerden oluşan orduya karşı amatör çiftçilerle savaşsalar da, her savaşta Atinalılar galip geldiler.

Pers Savaşları’nda, dünyanın gördüğü en ileri politik düzeni temsil eden özgür insanlar ordusu, geleneksel bir imparatorluğun ilkel militarizmine karşı zafer kazandı.

Ancak, ileride göreceğimiz şekilde, Yunan demokrasisinin yolu tarihsel bir çıkmaza çıktı.


http://www.counterfire.org/index.php/articles/a-marxist-history-of-the-world/6674-a-marxist-history-of-the-world-part-14-the-greek-democratic-revolution adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


Yazı dizisinin "Çin: Ch'in İmparatorluğu" başlıklı bir önceki bölümünü okumak için buraya tıklayınız

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

0 Responses to Marksizm Penceresinden Dünya Tarihi / Bölüm 14: Yunan Demokratik Devrimi

Yorum Gönder

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler