Content feed Comments Feed

RT, eski gazeteci ve Kara Panter Mumia Abu-Jamal ile ölüm hücresinden çıkarıldığından beri konuşan dünyadaki ilk televizyon kanalı oldu. Abu-Jamal 1981’de bir polis memurunu öldürdüğü gerekçesiyle ömrünün kalanını parmaklıklar ardında geçirecek.

Birçoğu tarafından, aleni bir adli hata olduğu şeklinde değerlendirilen Abu-Jamal davası, dünya çapında dikkatleri üzerine çekti. Savunma makamı, iddia makamının tanıklarının ifadelerinin güvenilir olmadığından dolayı, Abu-Jamal’in suçlamalardan masum olduğunu iddia etti. Onlarca yıldır, destekçileri onun arkasında yer aldılar.

Ölüm hücresinde geçen neredeyse 30 yılın ardından Abu-Jamal, RT’den Anastasia Churkina’ya; “Gerçek şu ki; ömrümün çoğunu ölüm hücresinde geçirdim. Yani, birçok bakımdan, kendi zihnimde, gerçekte öyle değilse dahi, hâlâ ölüm hücresindeyim” diye konuştu.


RT: Eğer parmaklıklar ardında olmasaydınız ve dünyanın herhangi bir yerinde olma şansınız olsaydı, nerede ve ne yapıyor olurdunuz?

Mumia Abu-Jamal: Küçük yaşlarımdan beri, herhangi birinin enternasyonalist diyeceği birisi oldum. Bu, dünyanın diğer bölgelerinde neler olup bittiğine önem vermektir. Bir enternasyonalist olarak, dünyanın her yerindeki insanların yaşadıkları hayatları düşünüyorum. Tabii ki, bir Afrikalı-Amerikalı (Afro Amerikan) olarak, Afrika’nın bazı bölgelerinde biraz zaman geçirmek isterdim. Ama Fransa’da birçok arkadaşım ve sevenim olduğu da bir gerçek. Ailemi, karımı ve çocuklarımı Paris’teki sokağımızı görmeleri için buraya getirmeyi çok isterdim.

RT: Parmaklıklar ardındaki biri olarak, sokakta özgürce dolaşma hakkına sahip olan birçok insana göre dünyada olup bitenleri daha yakından takip ediyor gibi gözüküyorsunuz. Eğer şansınız olsaydı, son yıl içindeki hangi olayın bir parçası olmak isterdiniz?

MAJ:
Sanırım birincisi Güney Afirka’daki ayrımcılık karşıtı hareket olurdu. Çünkü -Güney Afrikalı olmam ilk sebeptir elbette- ancak aynı zamanda, Güney Afrikalıların özgürlük ve onuruna karşı beyaz egemenliğinin temas noktası olması itibariyle küresel bir hareketti. Yani, Güney Afrika mantıklı bir ilk seçim olurdu.

Fakat insanların özgürlükleri için savaştıkları herhangi bir yer, dikkatimi çeker, tutkumu harekete geçirir.

RT: Ayın sonunda 56 yaşına giriyorsunuz ve bu da, ömrünüzün yarısından fazlasını parmaklıklar ardından geçirmek zorunda kalacağınız anlamına geliyor. Birçok insan bunu tasavvur dahi edemez. Bu nasıl bir şey? Sizi nasıl değiştirdi?

MAJ: Asıl önemli olan ve gerçek olan şu ki, hayatımın çoğunu, büyük yüzdesini ölüm hücresinde geçirdim. Dünyayı gördüğü ve onunla etkileşime girdiği şekliyle kimse burada olmayı tasavvur edemez –ama gerçekten bilinç üzerinde çok derin bir etkisi vardı-. Kendime, parmaklıklar ardındaki bu zamanın çoğunu dünyanın diğer ülkelerinde ve diğer bölgelerinde geçirdiğimi söylemeyi severim. Böyle zihin jimnastiği yaptım çünkü. Fakat zihniniz sizi yalnızca belirli bir yere kadar götürebilir. Gerçek şu ki; ömrümün çoğunu ölüm hücresinde geçirdim. Yani, birçok bakımdan, kendi zihnimde, gerçekte öyle değilse dahi, hâlâ ölüm hücresindeyim.

RT: Sizin hikâyeniz, çatlamış adalet sisteminin birçok kurbanı için bir sembol haline geldi. Hayatınızın bundan fazlasıyla etkilendiğini göz önüne alacak olursak, şahsi olarak, adil ve özgür bir yargıya inancınız kaldı mı?

MAJ: Gençliğimde Kara Panter Partisi’ndeyken, Manhattan şehir merkezine giderek, Angela Davis’in siyasi tutukluğunu, hapsedilmesini ve maruz kaldığı tehditleri protesto ettiğimi hatırlıyorum. Davis, cezaevi sisteminin üzerine gittiğinde, tüm Amerika genelinde, bir problem, bir kriz, faşizm boyutuna ulaşan bir durum olarak ilgilenilmesi gereken muhtemelen 250 bin ya da 300 bin tutukludan bahsetti. Günümüze, 30-40 yıl hızlı bir biçimde ileri saracak olursak, sadece Kaliforniya’da –elli eyalet içinden yalnızca birinde- 300 binden fazla tutuklu var. Kaliforniya’daki tutukluluk, tek başına Fransa, Belçika ve İngiltere’dekini aşıyor –4-5 ülkenin adını müşterek verebilirim.

O zamanlar, bunun ne hale geleceğini algılayamazdık. Bugün neler olduğuna baktığınızda, gerçekten korkunç. Mahpus-endüstriyel kompleks tarafından hapsedilmiş milyonlarca insandan bahsedebilirsiniz: erkekler, kadınlar, çocuklar. Ve bu boyuttaki bir hapsetmenin, böylesine bir baskının, diğer topluluklar üzerinde çok büyük bir etkisi mevcut, yalnızca aileler arasında değil, sosyal ve toplumsal bilinç şeklinde, nesiller arasında korkuyu aşılamada da. Sonuçta bu, bugün itibariyle birçoğumuzun hayal edemeyeceği bir boyutta ve derinliktedir.

RT: Çalışmanızda birçok önemli sosyal ve ekonomik konuya değiniyorsunuz; bugün bir hayaliniz var mı? Bu hususlardan birinin değiştiğini görebilseydiniz, hangisini seçerdiniz? Amerika’da gerçekleştiğini görmeyi umduğunuz şey nedir?

MAJ:
Asla bir tek şey yok… Birbirine bağlılık sistemi yüzünden ve sistemin bir parçası, sistemin diğer parçasını etkilediğinden ve Gramsci’nin ideolojik sistemin hegemonyası, sistemin diğer parçalarını etkiler diye adlandırdığı şeyden ötürü. Her şeye etki edecek bir tek şeyi değiştiremezsin. Yurttaşlık hakları hareketi entegrasyondan ve okulları değiştirmekten bahsettiği için, 1960’ların derslerinden birisidir. Aslında, bugün işçi sınıfı ve Amerikan okullarındaki siyah yoksul çocukların büyük çoğunluğuna bakarsanız, sistemde, büyükanne ve babaları kadar tecrit altında, ama ırkları ile değil, ırk ve sınıfları ile ayrı tutulmuş bir biçimde geçirirler saatlerini ve günlerini.

Torunlarımın gittikleri okullar, benim çok küçük yaşta ve gençlik yıllarımda gittiğim okullardan daha kötü. Eski nesiller bir tek şeye ya da problemin bir yanına yoğunlaştıkları için, bu, sistemin cezalandırmasıdır. Problem, daha kötü, daha kötü ve daha da kötü hale geldi. Okullar hakkında birçok palavraya rağmen, Amerikan okulları bir trajedidir.

RT: 14 yaşında FBI tarafından izleniyordunuz, şimdiyse, insanların izlendiği, gözaltına alındığı ve hapsedildiği Amerika’da yürürlüğe girmiş olan NDDA (Barack Obama’nın imzasıyla 2012’den itibaren geçerli olan Ulusal Savunma Yetki Yasası; ç.n.) gibi yasalarla bu daha kolay hale geldi. Bu ülkede “Büyük Birader”in resmi olarak yüzünü göstermeye başladığını düşünüyor musunuz?

MAJ: Geçmişe bakacak olursanız, FBI’ın, liderlerinin ve ajanlarının, yaptıkları her şeyin illegal olduğunu bildikleri açıktır ve FBI ajanları, kendilerinin “kara çanta işi” (istihbarat toplamak amacıyla gizlice bir yerlere girmeye verilen isim; ç.n.) dedikleri haneye tecavüzü nasıl gerçekleştirecekleri gibi şeyler konusunda eğitildiler, nasıl suç işleyecekleri konusunda. Onlara öğretilen bir diğer şey ise, “bunu yaparsan iyi olur ama yakalanmazsan daha iyi olur, çünkü yakalanırsan hapse gidersin ve biz seni tanımazlıktan geliriz ve ondan sonra tek başınasın”dır. Son yirmi-otuz yılda sadece NDAA değil, Yurtseverlik Yasası denilen yasa da, geçmişte 1950’lerde, 1970’lerde illegal olan her şeyi legal hale getirdi. O yıllarda FBI ajanlarının ve yönetiminin suç olduğunu bildiği birçok şeyi legalleştirdiler. Bu, e-postana bakabilecekleri, kesinlikle onu okuyabilecekleri, telefonunu dinleyebilecekleri anlamına geliyor ki; bunların hepsini de yapıyorlar. Fakat bunu ulusal güvenlik adına yapıyorlar. Bugün yaşadığımız şey, Büyük Birader’in meşrulaştırdığı ve makul kıldığı ulusal güvenlik halidir.

RT: Bir keresinde, politikacıları, dürüst fahişeleri tenzih ederek, takım elbise içindeki fahişeler olarak tanımlamıştınız. Şu an Amerika’da seçim zamanı ve halkın kime güveneceğini ve “siz olsaydınız kime oy verirdiniz” diye sormak istiyoruz.

MAJ: Kimseye. Bugün için vicdanım rahat bir biçimde oy verebileceğim kimseyi görmedim. Çünkü şu an dışarıdaki insanların çoğu iki ana siyasi partiden ve duyduklarım, 1950’lerin gençlik günlerine dönme umudu ya da Amerikan İmparatorluğu’nun, emperyalizmin ebedileştirilmesi gibi çeşitli çılgınlıklar. Oylar ne için kullanılıyor? Kaç insan bilinçli bir şekilde sandıklara giderek, emperyalizm, daha fazla savaş ya da kızları, oğulları, baba ve annelerinin silahlı kuvvetlerin bir üyesi olması ve kitle imhacı haline gelmesi için oy kullanıyor?

RT: Amerika’da bu yıl birden ortaya çıkıveren Wall Street’i İşgal Et hareketini onaylamış gibi görünüyorsunuz. Bu, Amerika’yı değiştirebilecek ve ona faydalı gelebilcek türden bir ayaklanma mıdır?

MAJ:
Bence bu, bu tür ayaklanmaların başlangıcı. Çünkü daha derin, daha geniş kapsamlı olmak zorunda, yoksul işçi sınıfından insanların yaşamlarına dokunan konuları adres göstermek zorunda. Bu iyi bir başlangıç fakat yalnızca daha büyük ve daha öfkeli olmasını isterdim.

RT:
Siz sessizin sesisiniz. Şu an sizi dinleyen destekçilerinize mesajınız nedir?

MAJ:
Örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin. Hepinizi seviyorum. Uğruma savaştığınız için minnettarım ve hadi özgür olmak için beraber savaşalım!



http://rt.com/news/mumia-abu-jamal-interview-657/ adresinde yayımlanan söyleşiden çevrilmiştir.

Çeviri:
Doruk Köse/Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

0 Responses to Mumia Abu Jamal: Örgütlen, örgütlen, örgütlen

Yorum Gönder

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler