Content feed Comments Feed


Monthly Review editörlerinden Yoshie Furuhashi, Libya’da muhalefetin durumunu ve Batılı güç odaklarının Muammer Kaddafi’nin devrilmesi halinde öne çıkarmaları olası unsurları değerlendirdi. Furuhashi’ye göre Libya’da Batılı güçlerin öne çıkarmaya çalıştığı ve çeşitli yöntemlerle desteklediği başlıca “muhalif” unsur Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe:



Richard Seymour, blogu “Lenin’s Tomb”da kendinden emin biçimde şunu belirtiyor:

“Çünkü bu ayklanmada ABD ve İngiltere hükümetleri için sorun, Kaddafi’nin iktidardan düşmesini gerçekten istememeleri. Kaddafi, birlikte iş yapabilecekleri kişilerden. Buna karşın, uzun zamandır direnişin önde gelen unsurlarından olan Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe daha az esnek olacak gibi duruyor.”

Bu ne hız! Yorumunun üç bileşeninin hepsi –ABD ve İngiltere hükümetlerinin ne istediği, Libya Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe’nin (NFSL) gerçekten “direnişte önde gelen bir unsur” olup olmadığı ve NFSL’in Kaddafi’den daha az esnek olup olmadığı- tartışmaya açık.

1- ABD ve İngiltere “Kaddafi’in iktidardan düşmesini” gerçekten de istemiyor mu? Ben bundan şüpheliyim. Fikrimce, büyük güçler Libya’da Tunus ve Mısır’da oynadıkları oyunun aynısını oynuyor: başlangıçta, kendileri için iyi olduğundan iktidardaki yönetimleri tamamen desteklediler (Berlusconi’nin Libya ayaklanmasına dair ilk tepkisi, Batılıların birincil tepkilerinin en semboliğidir); sonra önceki statükoya geri dönüşün imkanı olmadığını görmeleriyle, sevsinler ya da sevmesinler halihazırda seyir halinde olan geçişi yönetmek için çabalarlar (muhalefetin içinde tam da böylesi olasılıklar için uzun zamandır yetiştirdikleri mülkleri vardır). Demek ki emperyalistlerin “A Planı”, kendi iktidarına karşı daha önceki birçok meydan okumada becerdiği gibi Kaddafi ayaklanmayı bastırabilecek mi, görmekti. Bu A Planı şimdi kül olup gitti; fakat şimdi “B Planı”na geçme zamanı: işbirlikçiler bulmaya çalışmak ve yeni harika bir ilişkiye başlamak. İşbirlikçilerin bazıları eski rejimin unsurlarıa rsaından bulunabilir (örneğin Tunus ve Mısır orduları); bazıları da eski muhalefetten bulunabilir (örneğin Mısır’da Mübarek’in devrilmesinden sonra ilk tweetlerinden biri, ülkede yeni adil bir toplumsal düzen kurma çabasıyla grevde olan işçilere işlerine dönmelerini ve “daha önce hiç olmadığı gibi çalışmalarını” söyleyen Google Mısır’ın yöneticisi Wael Ghonim).

Tunus ve Mısır’da endüstriyel eylemleri de içeren işçi sınıfı protestolarının devam eden zindeliği, Plan B’nin imparatorluğun istediği gibi işlemesini şimdiye kadar engelledi. (Şüphe yok ki Batılı güç odakları, bunun üstesinden C Planı ile gelemek için gece gündüz çalışıyor) Buna karşın Libya’da imparatorluğun şansı yaver gidebilir, özellikle oradaki varlıklarını, Libya’da Kaddafi sonrası yönetimi dolduracak “muhalefetin önde gelen unsurları” olarak geçiştirirse. Bu, bir sonraki soruya neden oluyor.

2- Libya'nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe, gerçekten “direnişin önde gelen unsuru” mu? Nasıl bilelim? Örneğin Ian Black şöyle söylüyor: “Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe gibi sürgüne gönderilmiş grupların, ülkedeki 6.5 milyon insandan az bir destek aldığı düşünülüyor. Şüphesiz, medyanın büyük çoğunluğu sadece “enformasyon” konusunda ağırlıklı olarak NFSL’ye bel bağlamıyor, aynı zamanda siyaset uzmanları ile birlikte önde gelen NFSL üyelerini güvenilir alternatif liderler olarak sunuyor, ancak kuşkucu olmak için daha çok neden var. Mısır devrimini ilk aşta, bir Gene Sharp okumasıyla perde arkasında Otpor’a (Sırbistan’da Miloşeviç’i deviren, şiddet içermeyen gençlik örgütlenmesi, ç.n.) benzer biçimde Katar’daki Değişim Akademisi’nde eğitilmiş genç profesyonellerce tasarlanmış bir Facebook devrimine çevirme çabalarını anımsayın. Bu, bir çeşit edimsel konuşma: bu, anaakım medya görevlilerinin Mısır devriminin gerçekten de kesinlikle böylesi karakterler tarafından yapıldığını düşündükleri anlamına gelmiyor, öldürücü darbenin, yıllardır devam eden toplantı ve ortak mücadeleler vasıtasıyla, hep birlikte, özellikle Süveyş Kanalı gibi stratejik bölgelerde greve giderek oluşmuş sıkı bağlara güvenen işçiler tarafından vurulduğunu gerçekten bilmeliler; doğrusu Batı’nın güç odakları, işçi sınıfının organik entelektüellerindense onların Mübarek sonrası düzenin liderleri olmalarını ve dümenini “neo-libealizmden tasarrufa” doğru kırmalarını ister. Kaddafi sonrası Libya’yı, kapitalist ve emperyalistlerin çıkarlarına zarar vermek yerine bir bakıma bunlara destek olan biçimde şekillendirecek gibi görünen propagandacıların bakış açısından NFSL neye benzeyecek? Bu bizi diğer soruya geçiriyor.

3- Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe, “Kaddafi’den daha az esnek olacak gibi” mi duruyor? Korkarım NFSL, uzun zamandır ayağını kaydırmaya çalıştığı despot albaydan daha esnek olacak. Diğer kaynaklarla birlikte Richard Keeble, Jeffrey Richelson ve Joseph T. Stanik’e göre NFSL, Soğuk Savaş döneminde CIA ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen bir araçtı. NFSL’nin son dönemlerdeki finans kaynakları belirsiz iken, büyük 21. yüzyıl Arap ayaklanmasına katılmak konusunda umutsuz olan genç Libyalılar, Kaddafi ailesini devirdikleri zaman, görünüşe bakılırsa geçtiğimiz yüzyılın çöp kutusundan çıkan ürkütücü hayaletten daha iyi bir önderliği kesinlikle hak ederler.

Kaddafi bitti. İlk olarak direniş ekseni tarafından reddedildi, şimdi Batı tarafından da terk edilmek üzere. Bu, zaferlerini özgürlük için dökülen kanların getirdiği ganimetin olası hırsızlarından korumalarında Libya halkına destek vermenin her şeyden önemli olduğu anlamına geliyor.




http://mrzine.monthlyreview.org/2011/furuhashi240211.html adresinde yayımlanan metinden çevrilmiştir.


25 Şubat Cuma günü, muhtemelen Irak’ta son zamanlarda görülmüş en büyük gösteriye şahit olunacak. Kürdistan’da kitlesel gösteriler, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) hükümetine bağlı güçlerin göstericilere ateş açmasına ve dört protestocuyu öldürmesine karşın devam ediyor.

Süleymaniye’de 21 Şubat Pazartesi günü düzenlenen gösterilere yaklaşık 2 bin kişi katıldı. Şehir hastanesi çalışanları da gösteriye işyerlerinde yaptıkları eylemin ardından katılırken, hastane çalışanlarından Dr. Kawa Sabah, “Protestocularla birlikteyiz ve protestolara katılıyoruz” dedi. Geçtiğimiz hafta göstericilere öldürücü biçimde ateş açılmasının üzerine üniversite çalışanları da protestolara katıldı.

Protestolar, Irak Kürdistanı’ndaki başka şehirlere de sıçramış durumda. Pazartesi günü Kalar, Dervendişan ve Halepçe’de gösteriler gerçekleşirken, önümüzdeki günlerde bunları başka gösteriler izleyecek. Karal ve Dervendişan’daki protestolara 200’er kişi katılırken birkaç kişi gözaltına alındı.

Pazartesi günü Süleymaniye’de 17 yaşındaki Şerko Muhammed isimli gösterici polis kurşunuyla öldürülürken, geçen hafta silahla vurulan Surkiu isimli bir gösterici de hastanede hayatını kaybetti. Aynı gün 47 kişinin de yaralandığı bildirildi.

Irak Kürdistanı’nda iktidarda olan partiler Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtsever Birliği (PUK), muhalefet liderlerile “müzakerede bulunmayı” istediklerini iddia ediyor. Ancak var olan muhalefet partisi Goran (değişim) ise buna hayır diyor ve hükümetin istifasını talep ediyor. Goran, sürece temkinli yaklaşıyor ve protestolara doğrudan katılmıyor. İlk girişim, gençleren gelmiş durumda.

Bölgedeki diğer yönetimler gibi KDP de daha fazla şiddet uygulamakla tehdit ediyor. KDP liderlerinden Fazel Mirani, birilerinin KDP parti merkezine saldırması halinde “ellerinin kesilmesinin gerektiğini” söyledi. Protestocular ise bu tehdide, böyle bir şey olması halinde onların da Mirani’nin tüm kolunu keseceklerini belirterek yanıt verdiler.

ABD emperyalizmi ile yakın işbirliği


KDP ve PUK, ABD’nin 1991’deki ilk Irak işgalinden bu yana iki parti arasında 1994-96 arasında gerçekleşen çatışmalar haricinde Kürdistan’ı özerk bir bölge olarak birlikte yönetiyor. ABD ile yakın işbirlikleri ve Irak Kürdistanı toplumunda görünüşte diğer yerlere oranla görece sakin durum, Irak’ın geri kalanıyla karşılaştırıldığında bölge halkının yaşamında esaslı bir farka neden olmamış durumda. Günde yalnızca 10 saat elektrik veriliyo ve temiz içme suyu yok. Yoksulluk ve işsizlik yaygın. Çoğu zaman sadece polis veya asker istihdam ediliyor ve bu KDP ve PUK’un devasa bir polis ve güvenlik aygıtı kurduğu anlamına geliyor.

Öfke şu anda KDP üyesi Devlet Başkanı Barzani’ye ve yolsuzluk düzeyine odaklanıyor, ancak protestocular aynı zamanda birçok toplumsal endişeyi irdeliyor, özellikle de kitlesel işsizliğin sona erdirilmesini talep ediyor.

Bütün bölgedeki devrimci hareketlerden güç alan Irak genelindeki protesto hareketinin, örgütlü bir güç olarak grevler ve işçi katılımıyla gücünü arttırması gerekiyor. Mısır ve Tunus, diktatörlerin devrilebileceğini, aynı zamanda mücadelenin devam etmesi ve bütün bir kapitalist sisteme yönelmesi gerektiğini gösterdi.



http://www.socialistworld.net/doc/4876 adresinde yayımlanan metinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Tarık Ali: Bu, Arap 1848’idir

23 Şubat 2011 Çarşamba

Batı destekli despotların kapı dışarı edilmesiyle birlikte politikalar sonsuza dek değişmiştir. Bu durumda devrim ne kadar uzağa yayılabilir?

İnsanların, kendilerini on yıllardır döven sopayı öpmeyi reddetmeleri ya da buna aldırmamaları, Arap ulusunun tarihinde yeni bir faslı açmış durumda. Araplar veya Müslümanların demokrasiye düşman olduğuna dair gülünç yeni muhafazakâr düşünce, ateşteki parşömen kağıdı gibi yok oldu.

En mutsuz olanlar, böylesi düşünceleri destekleyenler görünüyor: İsrail ve onun Avrupa ile Amerika’daki lobicileri; silah sanayii, bunu yapabilirken satabildiği kadar çok satmaya çalışıyor (İngiltere başbakanı, Abu Dabi Silah Fuarı’nda ölüm taciri gibi davranıyor); ve Suudi Arabistan’ın kuşatılmış muktedirleri, salgının kendi zalim krallıklarına sıçrayıp sıçramayacağını merak ediyor. Şu ana kadar despotlardan birine sığınma tanıdılar, ancak zamanı geldiğinde kraliyet ailesi nereye sığınmaya çalışacak? Patronlarının, kendilerini törensiz bir biçimde ve her zaman demokrasiyi desteklediklerini iddia ederek çöpe atacaklarının farkına varmalılar.

Avrupa ile bir karşılaştırma yapılacaksa, bu karşılaştırma, devrimci ayaklanmaların sadece Britanya ve İspanya’ya uğramadığı –diğer taraftan Kraliçe Victoria, Çartistleri aklına getirip korksa da- 1848 ile olur. Victoria, Belçika Krallığı’nda mahsur kalan yeğenine yazdığı mektupta duygudaşlığını ifade ediyor, fakat “hepsinin yataklarında katledilip edilmeyeceğini” merak ediyor. Tacını veya değerli taşlarla örülmüş başörtüsünü taktığı kafası endişe ile dolu ve yabancı bankalarda saklamış milyarları var.

Arap halkı, 1848’deki Avrupalılar gibi yabancı egemenliğine karşı savaşıyor (son yapılan kamuoyu yoklamalarından birine göre Mısırlıların yüzde 82’si ABD’ye olumsuz bakıyor); demokratik haklarının ihlaline karşı, kendi gayrimeşru servetleriyle körleşmiş seçkinlere karşı ekonomik adalet için savaşıyor. Bu, öncelikle İngiliz kalıntılarını bölgenin dışına kovmakla ilgilenen ilk Arap milliyetçiliği dalgasından farklı. Nasır yönetiminde Mısırlılar Süveyş Kanalı’nı kamulaştırdılar ve İngiltere, Fransa ve İsrail tarafından işgal edildiler –ancak bu Washington’ın izni dışında oldu ve bu nedenle çekilmek zorunda kaldılar.

Kahire muzafferdi. İngiliz destekçisi monarşi 1958’de Irak devrimiyle devrildi, Şam’da radikaller iktidarı ele geçirdi, yaşça büyük bir Suudi prensi saray darbesi denedi ve başarısız olunca Kahire’ye kaçtı, Yemen ve Umman’da silahlı mücadeleler patlak verdi ve aynı anda üç başkenti olan bir Arap ulusundan epey bahsediliyordu. Bir yan etkisi, genç, yarı-aydın bir subayı, Muammer Kaddafi’yi iktidara getiren Libya’daki alışılmadık darbeydi. Kaddafi’nin Suudi düşmanları, sürekli darbenin Uganda’da İdi Amin’i iktidara iten darbede olduğu gibi İngiliz istihbaratı tarafından tezgahlandığında ısrar ettiler. Kaddafi’nin sözde milliyetçiliği, modernistliği ve radikalliğinin tamamı, karaladığı kısa bilim kurgu öyküleri gibi şovdan ibaretti.

Hiçbir zaman kendi halkına yardım eli uzatmadı. Petrol zenginliğine karşın Libyalıları eğitmekten, onlara sağlık hizmeti vermekten ya da konut edinme desteği vermekten kaçındı, zenginliği yurtdışındaki en mantıksız projelerle çarçur etti –bunlardan biri sosyalist ve komünist Sudanlı muhalifleri taşıyan bir İngiliz uçağının yönünü değiştirmek ve onları asılmaları için yakın arkadaşı diktatör Gaafar Nimeiry’ye teslim etmekti, böylece her gün şahit olduğumuz biçimde ülkedeki radikal değişim ihtimalini ortadan kaldıracaktı. Kendi ülkesinde, iktidarda kalmak için bunları bölüp satın alabileceğini düşünerek sert kabile yapısını korudu. Ama daha fazla değil.

İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşı ve zaferi, Arap milliyetçiliğinin ölüm çanını çaldı. Suriye ve Irak’taki öldürücü savaşlar, Washington tarafından kutsanan sağcı Baas sempatizanlarının zaferine neden oldu. Nasır’ın ölümünden ve halefi Saadet’in İsrail'e karşı 1973’te büyük kayıplar vererek kazandığı zaferden sonra Mısır’ın askeri elitleri buna bir son vermeye karar verdi, ABD’den her yıl milyarlarca dolarlık destek almayı ve İsrail ile bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bunun karşılığında, diktatörleri uzun bir süre Saddam’a yapıldığı gibi Avrupa ve Amerika tarafından devlet adamı olarak onurlandırıldı. Keşke bir milyondan fazla ölüm ve beş milyondan fazla öksüz çocuk yaratan korkunç ve yıkıcı bir savaş ve işgal yerine, Saddam’ın halkı tarafından iktidardan indirilmesine izin verselerdi.

Ekonomik krizle tetiklenen Arap devrimleri, kitle hareketlerini harekete geçirdi, ancak yaşamın tüm yönleri sorgulanmadı. Sosyal, politik ve inançsal haklar Tunus’ta şiddetli tartışmaların konusu oldu, ancak şu ana kadar başka yerde olmadı. Seçim mücadelelerinin, Arap liberalizmi ile Türkiye ve Endonezya’da iktidarda olan İslamcı güçleri kendine model alan ve ABD’nin kucağına oturan Müslüman Kardeşler’de vücut bulan liberalizm arasındaki çekişmeler şeklinde geçeceğinin bir işareti olarak, ortaya yeni siyasi partiler çıkmadı.

Bçlgedeki’deki Amerikan hegemonyası yamultuldu, ancak parçalanmadı. Despot yönetimler sonrası dönem, yeni ve yıkıcı olan demokratik sistemle ve umarım sosyal ve politik hakları kutsal kabul eden yeni anayasalarla daha bağımsız olacak gibi. Ancak Mısır ve Tunus’ta ordu, hiçbir şeyin aceleye gelmeyeceğini garantiye alacak. Avrupa ve Amerika’nın büyük endişesi Bahreyn. Eğer Bahreyn’in muktedirleri iktidardan indirilirse, Suudi Arabistan’da bir demokratik devrimi önlemek zor olacak. Washington bunun gerçekleşmesini göze alabilir mi? Veya Vahabi kleptokratları iktidarda tutmak için silahlı güçlerini mi konuşlandıracak?

Bundan birkaç on yıl önce Iraklı büyük şair Muddafar al-Nawab, despotların Arap Zirvesi olarak tanımlanan toplantılarına sinirlenerek soğukkanlılığını kaybetmişti:

...Mübarek, Mübarek
Zenginlik ve sağlık

BM’ye haberleri faksla
Camp ve David’den sonraki ibne (Camp David’e gönderme ile bu anlama gelen Camp kelimesini kullanıyor, ç.n.)
Tüm ibnelerin babası
Babanın kokuşmuş parçasına;
Bedenlerinizin pis kokusu burun deliklerinizi istila ediyor
Sahtekâr Zirvesi
Liderler
Suratlarınız karalansın;
Sizin iğrenç göbekleriniz
Sizin çirkin şişman kıçlarınız
Neden sürpriz olsun ki
İkisi de suratlarınıza benziyor...
Zirveler... zirveler...zirveler
Keçiler ve koyunlar toplantısı,
Ahenkli yellenmeler,
Zirve olsun
Zirve olmasın
Zirve karar versin;
Her birinize ve hepinize tükürüyorum
Krallar... Şeyhler... Dalkavuklar...
Başka her neyse, Arap zirveleri bir daha aynı olmayacak. Halk, şaire eşlik ediyor.



http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2011/feb/22/arab-1848-us-hegemony-dented adresinde yayımlanan makaleden çevrilmiştir.

Hapiste olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Genel Sekreteri Ahmed Saadet, 20 Şubat 2011’de, Mısır devrimini, başarısını ve Mısır halkının yozlaşmış Mısır rejimine karşı kazandığı zaferi selamladığını ifade ettiği bir mesaj yayımladı.

Saadet, mesajı, kendisini Nafha Hapishanesi’nde ziyaret eden bir Filistinli Mahkûmlar Derneği avukatı aracılığı ile yayımladı. Halen tecritte tutulan Saadet’in, dış dünya ile kısıtlı iletişim olanaklarına sahip ve diğer mahkûm ve aile ziyaretlerinin engellendiği gibi genellikle dışarıdan kitap ve medya araçları da içeri alınmıyor.

Filistinli Mahkûmlar Derneği, Saadet’in Mısır devrimini kutladığını açıklamak için sabırsızlandığını söyledi. Saadet, Mısır devriminin, halkın, bilhassa gençler ve halk sınıflarının azim ve iradesinin zaferi olduğunu, bu ulusal demokratik hareketin, temelini zulüm ve yoksulluğun oluşturduğu, zorbalık yolsuzluğun temel dayanağını oluşturan eski rejimin tüm kurumlarınının tasfiyesi ve denetiminin veto edilmesi, bunun kalıntıları üzeribnde modern demokrasinin kurulması yolunda yönetimin devrilmesiyle işe başladığını söyledi.

Saadet mesajında, bu devrimin en önemli kazanımının biçim ve içeriği özgürlük ve demokrasi ilke ve değerlerine, sosyal adalete dayanan, meşruiyetini Mısır halkının tüm akımlarını kapsayan açık ve adil bir demokratik seçimden alacak olan sivil bir devletin yapılanması olacağını söyledi. Saadet, yeni demokratik Mısır’da, emperyalist küreselleşmenin ekonomik ve politik sistemine bağımlılık zincirlerinin kırılması ve Mısır’ın kültürel ve politik tarihte bir lider olarak rolü ve statüsünün, Arap özgürlük hareketi içinde bir kuluçka makinesi ve Arap halkını birleştirici bir güç olarak yeniden yapılandırılmasında, kitlelerin katılımının önemini vurguladı.

Saadet ayrıca, Tunus ve Mısır halkının zaferlerinin, tüm yozlaşma, zorbalık ve baskı sistemlerinin alaşağı edilmesi için Arap halkının özgürleşmesine büyük etkide bulunmasının doğal olduğunu ve zaferin kendi ulusal meselelerinin çözülmesinde de büyük ve olumlu etkileri olacağını söyledi. Saadet, Filistin halkının şimdi bölünme ve işgali alt etmesi ve Filistinlilerin meclisini, özellikle de Filistin Kurtuluş Örgütü’nü yeniden inşa etmesi için ulusal birliğe erişmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


http://www.pflp.ps/english/?q=comrade-saadat-celebrates-egyptian-revolution-and- adresinde yayımlanan mesajdan çevrilmiştir.

FHKC, Libya halkını destekliyor

22 Şubat 2011 Salı


Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Muammer Kaddafi yönetiminin Libya halkına yönelik uyguladığı katliamı kınadı. FHKC, “kahraman Libya halkına karşı gerçekleştirilen bombardıman ve katliama hemen bir son verilmesini" talep ederek göstericilerin Kaddafi yönetimi tarafından öldürülmesini kınadı. Açıklamada, Libya halkının ve onların haklarının korunması istenirken, Libya halkının ve Arap kitlelerin özgürlük, insani ve ulusal onur, demokrasi, sosyal adalet taleplerinin ve çürüme ve diktatörlüğe karşı kavgalarının FHKC tarafından desteklendiği vurgulandı. Açıklamada, ilgili uluslararası kuruluşlara, Libya sokaklarında halkın kanının dökülmesini durdurmaları için acilen harekete geçmeleri çağrısı yapılırken, “Cani yönetim, yurdun ve insanlarının esareti pahasına kendi iktidarından ve dirliğinden başka bir şey düşünmüyor” denildi.

Cephe, herkesi Libya halkıyla dayanışmaya çağırırken, bütün demokratik kitle örgütlerini, ulusal ve İslami güçleri Cuma günü Ramallah’taki Manara Meydanı’nda yapılacak olan Libya halkına ve Arap kitlelere destek gösterisine davet etti.


http://www.pflp.ps/english/?q=pflp-condemns-gaddafi-regimes-massacres-against-li adresinde yayımlanan metinden yararlanılarak hazırlanılmıştır.

İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan London School of Economics (LSE) öğrencileri, okullarının Muammer Kaddafi yönetimiyle ilişkilerini protesto etmek ve Libya halkıyla dayanışmalarını göstermek amacıyla okulun üst yönetim yemekhanesini işgal ettiler.

Öğrenciler, okul yönetiminin bir açıklama yayımlayarak Muammer Kaddafi yönetiminin ve LSE mezunu olan oğlu Saif Kaddafi’nin gaddarlığını kınamasını talep ediyorlar. Öğrenciler aynı zamanda Saif Kaddafi’nin mezuniyetinin geçersiz sayılmasını ve Kaddafi Uluslararası Yardım ve Kalkınma Vakfı’ndan alınan yıllık 1.5 milyon sterlinlik bağışın reddedilmesini istiyor. Öğrencilerin bir başka talebi ise yönetimin gelecekte baskıcı rejimlerden yardım ve bağış almayacağının sözünü vermesi.

Okulun ikinci sınıf öğrencilerinden Niamh, Kaddafi yönetiminin eylemlerini kimsenin hoş göremeyeceğini ve üniversite yönetiminin insanları sakinleştirmek için sadece açıklama yapmasının yeterli olmadığını belirterek, “Verilen para kanlı para, bu hiçbir zaman LSE’nin parası değildi. Para, Libya halkına geri verilmeli” dedi.

Öğrenciler, arkadaşlarını kendilerine katılmaya çağırırken, İngiltere’de öğrenim hakkını savunmak için bu Perşembe yeni bir eylem günü düzenlenecek.

LSE öğrencileri daha önce de İsrail’in Gazze kuşatmasına karşı Filistin halkına destek vermek amacıyla işgal eylemi düzenlemişlerdi.


http://www.socialistworker.co.uk/art.php?id=24022 adresinde yayımlanan haberden yararlanılarka hazırlanmıştır.

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler

Günlük Arşivi