Content feed Comments Feed

Andre Pshenichnikov, hem tuhaf, hem de sıkıntı verici biçimde tanıdık gelen şeylerle karşılaştığında, İsrail ordusu için bir yazılım projesinde çalışıyordu. Projede kullanılan deneme videosu, İsrail askerleri tarafından vurulan Filistinlilerin görüntülerinden oluşuyordu.

“Bunun tamamen normal görülmesi çok derinden kökleşmiş” diyen Pshenichnikov, sözlerini “Filistinlilerin aşağılanması, İsrail toplumunun genelinde sıradanlaşmış; yaşamları daha az değerli, harcanabilir olarak görülüyor” şeklinde sürdürüyor.

Bu, eski bir İsrail askeri programcısı olan Andre’yi artık İsrailli olmamayı istemesine ikna eden birçok deneyimden sadece biri.

Andre, “Benim fikrim, İsrail vatandaşı olanların, vatandaş kalarak işgal ve ayrımcılık sistemini üstü örtülü biçimde desteklemelerinden dolayı işgal suçunun bir parçası olduğu şeklinde” diyor.

Şu anda 23 yaşında olan Andre, 13 yaşındayken Rusya’dan İsrail’e göçmüş. Üç yıllık zorunlu askerliğini tamamlamasının ardından İsrail Savunma Kuvvetleri Muhabere Sınıfı’na kaydolmuş ve asker olarak bir buçuk yıl daha hizmet vermiş. Ancak bu süre zarfında fikirleri önemli ölçüde değişmiş ve benzeri görülmemiş bir hareketle Filistin vatandaşı olmak için İsrail vatandaşlığını tamamen reddetme girişiminde bulunuyor.

Fakat bu kolay olmuyor. Andre, Mayıs ayında Beytlehem’deki Dayşe Mülteci Kampı’nda yaşarken bulunarak gözaltına alınmış. Kamp, Batı Şeria’nın yüzde 182ini kapsayan “A Bölgesi”nde (A Bölgesi, tamamen Filistin yönetiminin kontrolünde; ç.n.). Güvenliği tamamen Filistin yönetimi tarafından sağlanan kamp, İsrail vatandaşları için yasak bölgede. Sorgulamalar arasında, kefaletle serbest bırakılana kadar 8 gün, 24 saat boyunca tek başına küçük bir hücrede tutulmuş. “Bu günlerin üçünde, penceresi olmayan bir odadaydım ve bir kez de dövüldüm, ancak bu katlanılabilirdi” diyor.


Kendisini sorgulayan polislere, Siyonist devlet fikrinin meşru olmadığına ve İsrail’in, Batılı güçlerin Orta Doğu’daki çıkarlarının temsilcisi olduğuna inandığını söylemiş. Onlara, İsrail ile bütün bağlarını koparmayı istediğini de belirtmiş. Bu nedenle polis, Andre’yi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesi olmakla suçlamış.

Pshenichnikov’un avukatı Andre Rosenthal, “Andre, sadece FHKC’nin fikirlerine inandığını söyledi, üyesi olduğunu değil; bu nedenle söz konusu iddiadan dava açamazlar. Sorgulama için 15 gün ek süre almaya çalışıyorlardı ancak sonunda kefaletle serbest bırakmak zorunda kaldılar” diye konuşuyor.

Hâlâ, A Bölgesi’nde olmasına dair suçlamalarla yüz yüze ve duruşma günün bekliyor. Bu arada yaşadığı yere dönmesi yasaklandı. Filistin yönetimi ile İsrail arasındaki yakın bağlar, Pshenichnikov’un gün ortasında sokakta gözaltına alınması için bir telefonun yetmesi anlamına geliyor. Avukat Andre Rosenthal, “Onu Filistin yönetimi gözaltına aldı, ancak onlara İsrailli yöneticiler taşeronluk yaptırdı. Esasen, İsrailli yöneticilerin bir kanadı durumundalar” diyor.

Pshenichnikov, yargılanmasının, hiçbir şey değilse de, Filistinlilere yönelik baskıya ve Filistin yönetimi ile İsrail devleti arasındaki ilişkinin gerçek yapısına dikkat çekeceğini umuyor.

“Bu dünyada her şeyin mümkün olduğuna inanıyorum ve vatandaşlık alamasam bile sürecin kendisi çok önemli” diyen Pshenichnikov, “Süreç dünyaya, Batı Şeria’nın denetiminin gerçekte Filistin yönetiminde değil, İsrail’de olduğunu gösterecek” ifadelerini kullanıyor.


http://www.newint.org/blog/2012/06/13/israeli-soldier-palestinian-citizenship/ adresinden yayımlanan ve Nick Harvey tarafından yapılan haberden çevrilmiştir.

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız



Yunanistan'da 17 Haziran Pazar günü düzenlenecek seçimler öncesinde Radikal Sol Koalisyon/SYRIZA tarafından bugün bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda okunan ve "Pazartesi günü tüm Yunanistanlıların hükümetini oluşturacağız" ifadeleriyle başlayan açıklamada, 'iflas memorandumu'nun yerini 'Ulusal Canlandırma Planı'nın alacağı belirtildi. Açıklamada, birkaç üyeden oluşan küçük bir bakanlar kurulu oluşturulacağı, kamu kuruluşlarındaki yüksek maaşlı yöneticilerin ücretlerinin ekonomik kriz koşullarına uygun biçimde yeniden ayarlanacağı, başbakanın ve bakanların maaşlarının da yarıya indirileceği, başta bakanlar olmak üzere devletin üst kademelerinde görevli herkesin mal varlıklarının kayıt altına alınacağı, milletvekillerine Yunanistan parlamentosu tarafından sağlanan ücretsiz telefon tahsisi ve araba kiralanması gibi ayrıcalıklara son verileceği ifade edildi. Açıklama, özetle şu ifadelerle devam etti:

"Pazartesi sabahı, Yunanistan'da dokunulmazlık rejimine son verilmiş olacak. Yaptıklarını örtbas ettiklerini ve izlerini sildiklerini düşünenler yanılıyorlar. İlk kez dürüst güçlerin çoğunluğuyla, ilk kez cunta sonrası yolsuzluk ve iç içe geçmiş çıkarların iki partili sisteminin güçleri olmaksızın kurulan parlamento, yönetilebilir bir borç krizinin ulusal trajediye dönüştürülmesinin yanı sıra önceki dönemin büyük skandallarının sorumlularını belirlemek için çabalayacak.

Ülkemizde son birkaç gündür deneyimlediğimiz şey, tarihi bir barışçıl devrim sürecidir.

Halkımızın tarihi siyasi kurtuluş sürecidir.

Pazartesi sabahından itibaren ülke içindeki iç içe geçmiş çıkar güçleri ve uluslararası tefecillik güçleri muhtıra yazmayı bırakacak, çünkü halkımız tarih yazmaya başlayacak.

Yeni Demokrasi ve PASOK partileri unutulmaya yüz tutacak.

Bununla birlikte geriye kalan yağmalanmış bir halk, harap edilmiş bir memlekettir.

Sorumluluğu tamamen alan biziz.

Memorandum enkazının içinden ülkeyi yeniden inşa etme şeklindeki ağır tarihsel sorumluluğu üstleniyoruz.

Adil, etkin ve liyakata dayalı biçimde yönetilen devleti, toplumsal ihtiyaçlara, halkımızın ihtiyaçlarına yanıt verecek bir ekonomiyi sağlam temeller üzerine kurma sorumluluğunu.

Biz ne kurtarıcılarız, ne de kahramanlar.

Sadece tarihin çağrısına yanıt veriyor ve görevimizi yapıyoruz. Yurtsever ve demokrat görevimizi.

6 Mayıs seçimlerinden önce ya da sonra söylediklerimizden ne daha fazlasına, ne de daha azına söz verebiliyoruz. Yunanistan halkının gözlerinin içine bakıyoruz:

Size ihanet etmeyeceğiz."

Yunanistan'da 17 Haziran Pazar günü düzenlenecek seçimler yaklaşırken, seçimden önceki son iki haftalık kamuoyu araştırması yasağı başlamadan gerçekleştirilen kamuoyu araştırmalarına göre Radikal Sol Koalisyon/SYRIZA ile Yeni Demokrasi'nin oy oranları birbirine çok yakın seyrediyor.


Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

Aralarında Tarık Ali, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Toni Negri gibi isimlerin bulunduğu çok sayıda Avrupalı düşünür, bir açıklama yayımlayarak, Yunanistan’da 17 Haziran’da gerçekleşecek seçimlerde birinci sırayı alması beklenen Radikal Sol Koalisyon/SYRIZA’ya desteklerini açıkladı. İmzacıların çağrısında, partiye yönelik karalama kampanyalarına dikkat çekilerek, bu kampanyaların aslen Avrupa’nın geleceğini tehlikeye attığı vurgulandı.



Yunanistan’ı sadece üç yıl içinde uçuruma sürükleyen olaylar zincirini takiben, herkes 1974’ten bu yana yönetimde olan partilerin sorumluluğunun çok büyük olduğunu biliyor. Yeni Demokrasi ve PASOK, sadece yolsuzluk ve imtiyaz sistemini muhafaza etmekle kalmadı, bundan nemalandı ve Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruluşları bunu görmezden gelirken Yunanistan’a mal satan ve borç verenlerin de bundan bir hayli menfaat elde etmesine olanak sağladı.

Bu koşullar altında, kendisine erdem ve ciddiyet örneği süsü veren Avrupalı liderlerin ve IMF’in, SYRIZA’da cisimleşen şeyi “kızıl tehlike” olarak ilan ederek kendilerini aynı batık ve itibarsızlaşmış partileri iktidara yeniden getirmeye çalışmak ile meşgul etmeleri ve 6 Mayıs’ta net biçimde sergilendiği üzere 17 Haziran’daki yeni seçimler “Memorandum”un reddini onaylarsa gıda teminini kesmek tehdidinde bulunmaları hayret verici.

Bu müdahale, sadece demokrasinin en temel kurallarıyla rezil bir çelişki içinde değil, aynı zamanda bunun sonuçları da ortak geleceğimiz adına korkunç olacaktır. Tek başına bu, Avrupalı yurttaşlar olarak, bizim Yunanistan halkının iradesinin bastırılmasına izin vermeyi reddetmemiz için yeterli bir sebeptir. Bununla birlikte, durum çok daha ciddi.

İki yıldan bu yana Avrupa Birliği, IMF ile yakın işbirliği içinde Yunanistan halkını bağımsızlığından sıyırmak için çalışıyor. Kamu maliyesini istikrarlı hale getirme ve ekonomiyi modernleştirmeye dayanarak, ekonomik faaliyeti boğan, nüfusun çoğunu yoksulluk düzeyine indiren, çalışma hakkını yok eden gaddar bir kemer sıkma sistemini dayatıyorlar. Neo-liberal tarzdaki bu “düzeltme” programı, üretim araçlarının tasfiyesi ve kitlesel işsizlik yaratılması ile sonuçlandı. Ülkeyi, Batı Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana benzeri olmayan “Olağanüstü Hal”den farksız bir şeye ihtiyaç duyulmasına sevk etti.

Devlet bütçesi Troyka tarafından belirlendi, Yunanistan parlamentosu şahsiyetsiz bir kişilik olarak harekete edecek seviyeye indirildi, Anayasa çeşitli zamanlarda devre dışı bırakıldı. Halk egemenliği ilkesinin kaybedilmesi, bütün bir ülkenin küçük düşürülmesi ile el ele gidiyor.

Şu anda söz konusu durum aslında doruğa ulaştı –ancak bu durum sadece Yunanistan’da geçerli değil. IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın bankacılık sistemine destek amaçlı olan ve ülkelere seçilmemiş teknokratlar hükümetini dayatan faaliyetleriyle birleşik, ekonomik rasyonaliteye aykırı işleyen bir kemer sıkma sisteminin dayatılması söz konusu olduğunda, Avrupa Birliği’ne üye bütün ülkelerin halkları hesaba katılmıyor.

Yunanistanlılar, ülkeyi kurtarır gibi yaparken onu yerle bir eden bu politikaya karşı olduklarını çeşitli vesilelerle belirginleştirdiler. Sayısız kitlesel gösteri, son iki yıl zarfında 17 günlük genel grevler, Syntagma Meydanı’nda “öfkeliler” hareketi gibi sivil itaatsizlik eylemleri, hiçbir istişare yapılmaksızın mahkûm edilmiş oldukları geleceğe itirazlarını gösterdi. Bu çaresizlik çığlığı ve isyana ne tepki beklenebilirdi? Öldürücü dozun ikiye katlanması ve polis baskısı! Meşruiyetini tamamen yitirdiği bir yerde, hükümet sosyal patlamadan kurtulmanın tek yolu olarak seçim sandığına gitmeye karar verdi.

Ne var ki durum şu anda çok açık -6 Mayıs seçimleri, Troyka tarafından uygulamaya koyulan politikanın kitlesel reddine dair hiçbir şüphe bırakmadı. Şimdi, 17 Haziran seçimlerinde SYRIZA’nın zaferine dair öngörüyle karşı karşıya kalmış biçimde, ülke içinde ve Avrupa düzeyinde bir dezenformasyon ve gözdağı kampanyası başlatılmış durumda. Bu kampanya, SYRIZA’nın güvenilir siyasi temsilci olarak görülmesine engel olmayı amaçlıyor.

Elbette, SYRIZA’yı neo-Nazi Altın Şafak gibi “aşırı uç” olarak etiketlemekle başlamak, onu elemenin yeterince iyi bir yolu. SYRIZA, tüm şu kötülüklerle itham ediliyor: dolandırıcı, ikili konuşan, güvenilmez ve çocuksu taleplere sahip. Eğer biz bu nefret dolu propagandaya, SYRIZA’nın özgürlüğü, dünya ekonomisini ve Avrupa’nın bütünleşmesini tehdit ettiğine inansaydık, bu bütün Yunanistan halkını ırkçılıkla damgalamak olacaktı. Bu sebeple, bu propagandanın yolunu kesmek Yunanistanlı seçmenlerin ve bizim liderlerimizin ortak sorumluluğudur.

Euro’dan çıkarma tehdidi savurma ve başka ekonomik şantajlarda bulunma yoluyla, halkın oyunun etkilenmesi kurgulanıyor. Bu, egemen grupların, onun vasıtasıyla Yunanistan halkının oyunu kendi çıkarlarına –aynı zamanda bizim olduğunu iddia ettikleri- hizmet edecek biçimde döndürme yolunda her çabayı gösterdiği bir “şok stratejisi”dir.

Bu metni imzalayan bizler, son çaresi seçim olan Avrupalı bir halkı egemenliğinden yoksun bırakacak karşı karşıya olduğumuz söz konusu girişime sessiz kalamıyoruz. Eurozone’dan çıkarılma şeklindeki şantajın yanı sıra, SYRIZA’yı damgalama kampanyası derhal durmalı. Geleceğine karar verme, her türlü diktayı reddetme, “kurtarıcı”larının verdiği zehri geri çevirme ve kendini krizin üstesinden birlikte gelmek amacıyla diğer Avrupa halklarıyla elzem işbirliği biçimleri için özgürce görevlendirme hakkı Yunanistan halkına düşer.

Sırasıyla tekrarlıyoruz: Atina’dan son olarak 6 Mayıs’ta gönderilen işareti anlamanın vaktidir. Toplumu yıkan ve bankaları kurtarmak için halkı vesayet altına sokan politikanın terk edilmesinin vaktidir. En acil şey, iktidarı “uzmanlar”a devreden ve finansal uygulayıcıların her şeye kadirliğini kurumsallaştıran siyasi ve ekonomik yapının intihara sürükleyişine bir son vermektir. Avrupa, çıkarlarını koruyabilmeleri için bizzat yurttaşlarının eseri olmalıdır.

Yunanistan’da ortaya çıkan demokratik güçler gibi, bizim de umut ettiğimiz ve uğrunda mücadele vermeyi amaçladığımız yeni Avrupa tüm halklarındır. Her ülkede, iki zıt siyasi ve ahlaki Avrupa birbiriyle çatışma halinde: bankacılarına yarar sağlamak adına yurttaşlarını yoksun bırakan Avrupa ve herkes için adına yakışır bir yaşam sözü veren ve böyle olması için olanakları sağlayan Avrupa.

Yunanistanlı seçmenler, SYRIZA aktivistleri ve önderliği ile birlikte bizim isteğimiz Avrupa’nın yok olması değil, yeniden inşasıdır. Milliyetçiliğin ve aşırı sağın yükselişine sebep olan ultra-liberalizmdir. Avrupa fikrinin gerçek kurtarıcıları, açıklığı ve yurttaş katılımını savunanlar, halk egemenliğin ortadan kaldırılmasının değil, genişletilmesi ve paylaştırılmasının savunucularıdır.

Evet, Atina gerçekten de Avrupa’da demokrasinin ve tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir. Tarihin garip bir cilvesiyle, damgalanmış ve fakirleştirilmiş Yunanistanlılar ortak gelecek için mücadelemizin cephe hattındadır.

Onları dinleyelim, destekleyelim ve savunalım!

İlk imzacılar:

Vicky Skoumbi, Etienne Balıbar, Michel Vakaloulis, Giorgio Agamben, Tarık Ali, Elmar Altvater, Daniel Alvaro, Alain Badiou, Jean-Christophe Bailly, Fethi Benslama, Fernanda Bernardo, Jacques Bidet, Claude Calame, Thomas Coutrot, Albano Cordeiro, Yannick Courtel, Costas Douzinas, Roland Erne, Roberto Esposito, Nancy Fraser, Elisabeth Gauthier, François Geze, Max Gratadour, Jean-Pierre Kahane, Jean-Marc Levy-Leblond, Michael Lowy, Philippe Mangeot, Philippe Marliere, Ariane Mnouchkine, Warren Montag, Jean-Luc Nancy, Toni Negri, Bertrand Ogilvie, Ernest Pignon-Ernest, Mathieu Potte-Bonneville, Jacques Ranciere, Judith Revel, Rossana Rossanda, Bernard Stiegler, Michel Surya, Bruno Tackels, André Tosel, Gilberte Tsaï, Eleni Varikas, Dimitris Vergetis, Jérôme Vidal, Heinz Wismann, Frieder Otto Wolf.


Çeviri: Erkan Çınar/Gerçeğin Günlüğü

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız


Yunanistan’da Mayıs ayında yapılan seçimlerde büyük bir oy patlaması yaparak ikinci parti olan ve 17 Haziran’da düzenlenecek yeni seçimlerde de birinci parti olması beklenen Radikal Sol Koalisyon/SYRIZA’nın Genel Başkanı Aleksis Çipras, düzenlediği basın toplantısı ile partisinin ekonomik programını açıkladı.

SYRIZA’nın “Umut ve Onur Programı” isimli ekonomik programına göre, iktidara gelmesi halinde SYRIZA hükümetinin ilk yapacağı iş “memorandumun yani borç anlaşmalarının iptali” olacak. “Programımızı Troyka’ya değil, Yunanistan halkına sunuyoruz. Sol hükümetin ilk eylemi memorandumun feshi olacak” şeklinde konuşan Çipras, yaptığı açıklamada hane halkının üzerindeki borç yükünü azaltıcı tedbirler alacaklarını, başta temel gıda maddeleri ve turizm olmak üzere birçok üründe katma değer vergisini kaldıracaklarını ifade etti. Çipras, memorandumun yerini, ‘ekonomik ve toplumsal büyüme ile üretken kalkınma için ulusal toparlanma programı alacağını belirtti.

Aleksis Çipras, Yunanistan Finansal İstikrar Fonu tarafından yeniden sermayelendirilen bankaların ve özel şirketlerin kamulaştırılacağını dile getirirken, programdaki en dikkat çekici maddelerden biri de “Türkiye ile Yunanistan arasındaki silahlanma yarışına son verileceği” sözü oldu. “Memorandumun kazananları off-shore şirketler aracılığıyla servet sahibi olanlar ve dolandırıcılardır” diyen Çipras’ın açıklaması özetle şu şekilde sürdü:

“Biz, çatırdayan koltuklara oturmaya değil, halkın egemenliğini yeniden tesis etmeye geliyoruz. Küçük ve esnek bir kabine kuracak, devlet içinde şahıs devleti gibi hareket eden danışmanlar ordusuna, halkın parasının altın çocuklarına bir son vereceğiz. Hükümet yetkililerine güven duyacağız. Asgari ücreti 751 Euro, işsizlik maaşını ise 461 Euro yapacak, bu maaşı 1 yıl yerine 2 yıl süreyle vereceğiz. Ürün ve hizmet bedelleri üzerindeki devlet kontrolünü arttıracağız. Gemi sahipleri üzerindeki vergiyi yükselteceğiz. Ülke olarak bütün komşularımızla yapıcı bir biçimde, uluslararası hukuka ve egemenlik haklarına saygılı biçimde işbirliği yapacağız. Bu bağlamda Türkiye ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya çalışacak, bu doğrultuda mümkün olan bütün çabayı göstereceğiz. Ege’deki her iki halkın Soğuk Savaş’tan bu yana on yıllardır ağır bedeller ödediğine inanıyoruz. Savaş endüstrisi iki ülkenin rekabetinden büyük kârlar elde ediyor ve bu rekabet son bulmalı, barış hüküm sürmeli. Kıbrıs sorununda adil çözüme dair Başkan Hıristofyas’ın samimi çabalarına karşın tek bir adım dâhi atılmadı. Komşularımıza, daha fazla savunma sistemi alımının iptal edilmesini önereceğiz ve bekleyip niyetlerinin samimiyetini göreceğiz.”


Bugün açıklanan bir kamuoyu yoklamasına göre 17 Haziran’daki seçimlerde SYRIZA’nın yüzde 31.5, memorandum yanlısı Yeni Demokrasi’nin ise yüzde 26.5 oranında oy almaları bekleniyor. Aynı kamuoyu yoklamasına göre PASOK’un yüzde 13.5 oy oranıyla üçüncü parti olması beklenirken, Demokratik Sol yüzde 7.5, Bağımsız Yunanistanlılar yüzde 5.5, Yunanistan Komünist Partisi KKE yüzde 5.5, faşist Altın Şafak partisi yüzde 4.5 oranında oy alacak.

Çeşitli kaynaklardan derlenerek çevrilmiştir.

Gerçeğin Günlüğü'nü Facebook üzerinden takip etmek için buraya tıklayınız

Blog içi arama

En çok okunanlar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İzleyiciler